arama

Gerçekçi Edebiyatçılara Çağrı

İsmet Alıcı
Devrimci hareketler sadece siyasal mücadelenin yeniden üretimiyle uğraşmamalı aynı zamanda yetkin bir tarih anlayışıyla hareket etmeli ve tarihin üretimiyle de uğraşmalı.
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • İsmet Alıcı İsmet Alıcı
  • 1 Star
    Loading...

1917 Ekim Sovyet devrimiyle birlikte dünya iki kutba ayrıldı. Bir yandan burjuvazinin egemen olduğu emperyalist kapitalist devletler, diğer yanda işçi sınıfının egemen olduğu Sovyetler. Artık işçi sınıfının egemenliği Sovyetlerle soyutlanmıştı. Burjuvazi ise emperyalizm çağına girmiş ve Lenin’in dediği gibi burjuvazinin ilerici süreci bitmiş gericileşmiş faşist iktidarlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Emperyalistlerin dünyayı paylaşması gibi görünse de, ikinci paylaşım savaşı aslında dünya işçi sınıfına karşı başlatılmış bir savaştı. Merkezde Sovyetlere saldırı gibi görünse de bu savaş aynı zamanda Avrupa da güçlü ve radikal söylemlerle mücadele eden işçi sınıfının bütün örgütlenme alanlarını da yok etmeye yönelikti. Sovyetleri yıkamamış olsalar bile emperyalistler, Avrupa’daki radikal işçi sınıfıyla iç içe girmiş Marksist hareketlerin yok edilmesini sağladılar. Böylece Avrupa’da daha geniş alanda tartışılan işçi sınıfının sorunları ve gelecek tasarımları iyice azaldı. Devrimlerin merkezi artık Lenin’inde işaret ettiği gibi sömürge ülkelere kaydı. Ama Avrupa’da o güçlü radikal işçi sınıfı darmadağın edilmişti. Bu yüzden emperyalist ülkelerinin merkezindeki işçi sınıfı mücadelesi emperyalistlerin denetiminde sosyal demokrat -yani radikalliği yok edilmiş- bir yapıya dönüştü. 1945’den sonra sosyal devlet sloganıyla ortaya çıkan Avrupa’daki emperyalist yönetimler çelişkilerin, çatışmaların yumuşadığı bir dünyada yaşanıyormuş hissiyle büyük bir kitleyi içine alıp eritti. Barış söylemi ve Hür Dünya söylemiyle iç içe geçerek yeni dünyanın kurucuları bütün halkmış gibi yabancılaşmış bir söylemle toplumsallaştı. Emperyalistler artık kendi işçi sınıfını sömürmekten çok sömürge ülkeleri sömürecek bir yapıyla şekillendi. Böylece yoğun sömürü ağının merkezi sömürgeler oldu.

1945’ten sonra Dünya kültür merkezi artık Paris değil New York olmuştu. Artık kültürlü bir Avrupa süreci bitmiş kültürsüz Amerika dünyaya kültür yaymaya başladı. Tabi ki birinci düşmanları Sovyetlerdi bu anlamda Sovyetlerin savunduğu toplumcu gerçekçilik çizgisi de yok edilmeliydi. Bütün ideolojik söylemlerin arkasında temel hedef bütünlüklü bakış acısını ve gerçekçi çizgiyi yok etmekti. Soğuk savaşın en önemli yanı, gerçekçi çizgi ve aydınlanma düşmanlığıdır. Bu yüzden aydınlanma karşıtı söylemleri sahiplendiler ve bütünlüklü söylemi yok edecek gerçekçilik karşıtı olan her söylemi öne çıkarıp, soğuk savaşı dünyanın bütünlüklü algısını oluşturmaya çalışan işçi sınıfına karşı başlattılar. Dadadır, Sürrealizmdir, Kübizmdir, Varoluşçuluk ve benzeri sanat akımları desteklenerek öne çıkarıldı. 1950’lerden sonra dünyanın çoğu yerinde gerçekçilikten kaçan 2. Yeni tarzı sanat akımları desteklendi ve öne çıkarıldı. Bu tür akımları desteklemedeki amaç gerçekçi çizgiyi,  aydınlanmayı yok etmekti. Bu akımların yaydığı virüsleri sürekli sahiplenip öne çıkarmak üzerine bir politika oluşturuldu. Bu gün dünyada gerçekçi edebiyattan söz etmenin imkanı yok. Post Modern bir edebiyatla – Kitsch – bayağı bir edebiyat var ve gitgide daha da yozlaşma eğilimi taşımaktadır.

 

 Bütün saldırılardaki temel amaç Gerçekçi çizgiyi yok etmek ve onursuz emperyalistlere bağlı yalan yazıcıları ortaya çıkarmak içindir. Ne yazık ki ödüller festivaller derken tamamıyla gerçekçi edebiyat dışa atılmıştır.

 

Emperyalistler egemenliği içine alabilmek için, sanatçıları, büyük paralar döktüler ortaya. Ödüller ve festivaller desteklendi, kendi ideolojilerine yakın insanlar her zaman öne çıkarıldı. Yayın tekelleri estetik yetke haline dönüştürülerek büyük bir sanatçı yığını bu tekellerin içinde eritildi. Sovyetlere karşı olan her yayın eylem desteklendi, projelendirildi. Seksenden sonra ise bu sürecin aynısı hızlandırılarak ülkemizde uygulandı. Yayın tekellerinin güdümünde ve resmi ideolojinin sürekli dönüşümünü sağlayan sanatçılar! öne çıkarıldı. Gerçekçi çizgiden mücadele edenler dışlandı, yok sayıldı veya tekellere hizmet sunar hale getirildi. Bu duruma karşı kısmi bir direniş olsa da başarılı olamadı. Aksine,  İnsancıl dergisi ve çevresinde yer alan emperyalistlerle iç içe geçmiş edebiyatçılar, Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte,  alabildiğine ileri gittiler.

Ahmet Altan,  Orhan Pamuk,  Elif Şafak ve benzerlerinin ülke sanat ve edebiyat yaşamında aldıkları tutum sorunsalına birazda bu perspektiften bakma gerekir. Bütün saldırılardaki temel amaç gerçekçi çizgiyi yok etmek ve onursuz, emperyalist çıkarlara hizmet eden yalan yazıcıları ortaya çıkarmak içindir. Ne yazık ki ödüller, festivaller derken tamamıyla gerçekçi edebiyat ötekileştirilmiş ve gündemden çıkarılmıştır. Günümüzde yaşanan kısırlığın ve üretimsizliğin nedeni birazcık da budur.

Bu sorunu aşabilmenin yolu gerçekçi çizgide mücadele edenlerin bir araya gelip örgütlenmesinden geçmektedir. Muhalif olmanın yolu da gerçekçi çizgiyi sahiplenmekten geçer. Bütünlük algısını yok eden Post modern, varoluşçu, 2. Yeni ve benzeri sanat anlayışını savunanlarla, gerçekçilik, değişim, dönüşüm ve gelecek mücadelesi, ne yazık ki, yapılamaz. Emperyalistlerin bütünlüklü bakışı yıkmak için destekleyip ortaya saldıkları virüs artık işçi sınıfının önderi adıyla yola çıkan siyasal hareketlerde ve aydınlarda da yaygın durumda. Üzülerek belirtmek gerekiyor ki günümüz aydınlarının, yazarlarının, sanatçılarının büyük çoğunluğu burjuvazinin kontrolünde olan bu kültür endüstrisinin metası olmayı onur saymaktadır.

 

Yeninin kendisi eskiyi hep yok sayarak çıkar. Modernize olmanın getirdiği sahicilik ve bir meta olarak var olmasıyla ilgilidir. Helezonun içinde ki her nesne ya da olgu aynı zamanda metadır.

 

Meta fetişizminin yarattığı helezon insanların başka bir yere bakmasını engeller. Reklam, tanıtım, moda sadece var olan helezona kişinin dikkatini sağlamaz,  aynı zamanda bu kişinin kopamadığı bir tutulma halidir. Böyle bir durumda bu helezonun halesinin dışına çıkabilmenin imkânı bulunmaz. Kişi dışına çıkmak istese de ancak ve ancak toplumsal bir varlık olarak kendinin reddine dayanır. Oysa kişi ötekileriyle kişidir. Meta fetişizminin yarattığı halenin dışında kalmak değişen kapitalizmi anlamamaya çalışmaktır aynı zamanda. Ne kadar direnirlerse dirensin kişi kapitalizm bunları parçalayıp yok eder toplum dışına atar.

Meta fetişizminin yarattığı bilinçler, bu helezonla birlikte doğru soruları sormayıp kendilerini o haleye kaptırırlar. Sabun köpükleri gibi reklamın tanıtımın modanın yansıtıcıları olurlar. Böyle bir bilinç parçalanmış bilinçtir. Bu bilinç soru sormayı unutmuş ve merak güdüsünü yitirmiş insan dışılık halidir. Çünkü insan sorularıyla, merak güdüsüyle insandır. Bundan daha kötüsü meta fetişizminin insanda en büyük tahribatı bilinci sürekli sıfırlaması ve tarihsizliktir. Böyle bir durumda insanlar tarihe ihtiyaç duymazlar. Yeninin kendisi eskiyi hep yok sayarak çıkar. Modernize olmanın getirdiği sahicilik ve bir meta olarak var olmasıyla ilgilidir. Helezonun içinde ki her nesne ya da olgu aynı zamanda metadır. Tarih artık insanın tarihi olmaktan daha çok tersine işleyerek metaların tarihidir. Kişi metaların bu boşluk içinde helezon yaratan tarihi kendisiyle özdeş görür. İnsanın tarihsiz kaldığı ve bilinç parçalanmasının olduğu yerdir burası. Aynı zamanda ruhsal sorunların fışkırdığı yerdir burası. Kişinin sürekli hasta olmasının ve şiddet üretmesinin nedeni meta fetişizminin yarattığı bilinç parçalanması ve tarihsizlik duygusudur.

 

Bizim gibi sömürge ülkelerde reklam ve tanıtımın bütün maliyeti kitlelere yüklenir. Hayatın her alanında reklam bombardımanı bitmez. 

 

Devrimci hareketler sadece siyasal mücadelenin yeniden üretimiyle uğraşmamalı aynı zamanda yetkin bir tarih anlayışıyla hareket etmeli ve tarihin üretimiyle de uğraşmalı. Günümüz devrimci gençliği yetmişleri seksenleri doksanları bile doğru dürüst bilmiyor. Bırakın bin yıllar süren insanlık tarihini. Yeni bir bilinç durumunu ortaya çıkarmak köklü bir tarih bilinciyle ilgilidir. Bu gün solun kendi içinde devinmesi ve sabun köpüğü biraz ışıltı bırakıp yeniden kaybolmasının nedeni tarihsizliğidir. Sol bu anlamda modanın nesnesi tarihsel kökenini yitirdiği için metalardan bir metadır. Sorun Deniz’in Che’nin tişörtlarının, bibloların satılması değildir (Bu satış eylemlerinin hepsine karşı çıkılmalı bence). Sorun tarihsizleşmeyle birlikte devrimci mücadele için gerekli olan bilincin yitirilmesidir. Kapitalizmin yarattığı meta fetişizminin devrimcileri de metalar dünyasına katmasıdır. Böyle bir durumda sahici geleceği kuracak bir devrimci mücadele olamaz. Sadece bir meta olarak devrimcilik pazarlanır.

Bunun yanında reklam ve tanıtım meta fetişizmini yaratan ve insan bilincini nesnellikten kopartan bir hale gelmiştir. Bizim gibi sömürge ülkelerde reklam ve tanıtımın bütün maliyeti kitlelere yüklenir. Hayatın her alanında reklam bombardımanı bitmez. Sadece televizyon ve gazeteler değil okullar, camiler, sokaklar, toplu taşıma araçları bütün kamu alanları işgal edilir. Bu durumun karşısında durmak devrimci bir görevdir. Reklam ve tanıtıma karşı çıkmayan bir devrimci harekettin doğruluğu tartışılır. Çünkü reklamdaki birincil amaç kitleye manipüle etmek ve sağlıklı algıyı yok etmek.

Reklam ve tanıtım bir çeşit kitleleri ele geçirmek için uygulanan savaş yöntemidir. Amaç rasyonelliği bir şok halini sürekli yaymak ve böylece metada olmayan özellikleri metaya yükleyerek pazarlamaktır.

 

Büyük gürültülü bombaların bulunması ile bilinci şoke eden eylemlerin gelişmesi iç içe gibidir. Kentleri döven toplar, sürekli kenti bombalayan uçaklar gibi. Bütün bu eylemlerdeki temel amaç yaratılan şokla korkuya kapılmayı sağlamak ve akılcı düşünebilmeyi yok etmektir. Ne zaman nereye düşeceği bilinmeyen güllelerin, bombaların, öncelikli olarak, amacı rasyonel düşünmeyi engellemektir. Bu saldırı ve savaş kültürüne bağımlı şekillenmiştir reklamcılık ve tanıtım! Reklam ve tanıtım da birinci amaç nesneyi doğru tanıtmaktan daha çok, bir rastgele seçimle birlikte, kitleleri şok edecek bir özellik üzerinden gidilir. Amaç bellidir metayı pazarlamak. Bu tanıtım ve reklam sürecinde meta amorf edilirken, bilinçte bu şoklarla rasyonel düşünmeyi unutur veya yabancılaşır. Reklam ve tanıtım bir çeşit kitleleri ele geçirmek için uygulanan savaş yöntemidir. Amaç rasyonelliği, bir şok halini sürekli yaymak ve böylece metada olmayan özellikleri metaya yükleyerek pazarlamaktır. Böylece yabancılaşma yani metalaşma yaygınlık kazanır. Kısacası bilincin amorf edilmesi tekellerin yani kapitalistlerin birincil amaçlıdır. Kendilerine sosyalist diyen bazı reklamcı arkadaşlara duyurulur. Peki bu durumda sosyalist sanatçılar ne yapmalıdır?

Tevfik Fikret’e kendi çağında sadece büyük bir edebiyatçı olduğu için saygı gösterilmezdi. Bazen tutuculuğa varan ahlakçılığıyla da saygı gösterilir ve bu onurlu ahlakçılığı karşısında herkes ceketini iliklerdi. Maddiyatın karşısında oluşu bunu çoğu kereler dillendirmesi ve yaşamında bunu uygulaması saygıyla karşılanırdı. Bu anlamda biraz ahlaki ilkeleriyle Farabi’ye, Çar Aleksandra karşı tavrından dolayı Tolstoy’a benzer diyebiliriz. Peki bu gün böyle bir ahlak anlayışını hangi sanatçıdan görebiliriz? Kapitalizm insanlarının içine öylesine işlemiş ki,  sanatçının bu özverisi ve  ahlak anlayışı toplumsal yaşamın dışına itilmiştir.  Sanatçı etik davranması gerekirken,  ne yazık ki sanat eserlerinde bile etik bir gönderme yaptığını göremiyoruz. Oysa sanat eserinin estetik nesne özelliklerden birisi eserin etik yapısıdır. Günümüz sanatçılarının çoğunda etik anlayışı olmadığı için bunların sanatsal ürünlerinde de etik dışlanmıştır. Kant’ın estetik anlayışında önemli yere oturan etik -sanat eserinin olmazsa olmazıdır- kaldı ki günümüzde bu estetik anlayış dışlanmıştır.

Gerçekçi çizgi geniş, aydının önüne bütünlüklü bakışı koyan bir çizgidir. Yaşamı güzelleştirmek için, ancak, bu çizgi ile mücadele edilebilir, yeni yaşam alanları yaratılabilir.

Gerçekçi edebiyatın sanatçıları el ele verip örgütlenmelidir. Emek düşmanlarına, emperyalist ve kapitalistlerin destekçilerine karşı birleşmek gibi bir zorunluluğumuz vardır!