arama

Beni Asla Bırakma: Bilim ve Sınıfsallık

Arif ARSLAN
Nasıl ki klon öğrencilere, bütün gerçeklik anlatılmazsa, dünyanın sömürülmekte olan sınıflarına, gerçekliğin bütün bilgisi sunulmaz.
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Arif ARSLAN Arif ARSLAN
  • 1 Star
    Loading...

Bir aileleri, bir geçmişleri olmadığı için öğrencilere, kendi kişisel dünyalarını kurabilmeleri için belli zamanlarda dışarıdan getirilmiş oyuncak vb. eşyaları kuponla satın alma imkanı da yaratılıyor.

 

İnsanların ölümcül hastalıklarına çare olması bakımından klonlanmış varlıkların da duygu ve düşünceleri olduğu tezini, duygusal bir derinlikle sunarak ortaya koymuş olan Beni Asla Bırakma, Nobel Edebiyat Ödülü alan Kazuo Ishigoro’nun ünlü romanı. Romanın temel sorgusu, insan klonlamanın etik sonuçları ne olabilir?

Romanda İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kanser gibi ciddi hastalıklara karşı tedavi amaçlı olarak genetik çalışmaların sonucunda klonlama yöntemi geliştirilir. Klonlanmış varlıkların da birer insan olduğunu ve daha iyi şartlarda yetiştirilmesi gerektiğini savunan bir grup insan, kamuoyunu etkileme mücadeleleri sonucunda elde ettikleri sponsorlar sayesinde daha iyi yaşam ve eğitim ortamı sunabilen bir okul açarlar. Heilsham adındaki bu yatılı okulda eğitilen klon insanlara, gerçek yaşam hakkında sınırlı bilgi verilmekteyse de onları daha çok üretilme amaçlarını benimseyecek şekilde eğitiyorlar. En çok özenilen şey, beden sağlıklarının korunması olsa da “onların da bir ruhları olduğunu” kamuoyuna ispatlamak için sanatsal faaliyetler yaptırılıyor. Yapılan çalışmalardan iyi olanlar seçilerek bir galeride topluma sunuluyor. Bir aileleri, bir geçmişleri olmadığı için öğrencilere, kendi kişisel dünyalarını kurabilmeleri için belli zamanlarda dışarıdan getirilmiş oyuncak vb. eşyaları kuponla satın alma imkanı da yaratılıyor. Öğrenciler bu eşyalarını uzun süre kişisel sandıklarında saklayabiliyor. Onların bütün yaşam bilgisi, yatılı okuldaki deneyimle sınırlı.

On altı yaşına kadar okulun duvarlarının ötesine çıkamayan bu çocuklar, on altı yaşından sonra gerçek yaşamla tanışacakları birkaç yıllık bir yaşam ortamına geçiyorlar. Bu süreç içinde kimileri kendi modellerini bulma arayışı içinde olsa da zamanla kendi modellerinin toplumun en alt tabakasından seçilmiş olacağı sonucuna varıyorlar. Kathy H., Tommy D. ve Ruth, Hailsham’da yetişmiş yakın arkadaşlardır. Bir modelden klonlandıklarını, üreyemeyeceklerini, ileriki yaşamlarında kendileri için belirlenmiş bakıcı ve bağışçı olmaları gerektiğini doğal bir olgu olarak kabul etmişlerdir. Roman, Kathy H.’nin otuz bir yaşında ve on bir yıllık bakıcı olduğu sırada yaşadıklarından geçmişti anılarını hatırlaması üzerinden sunulmakta. Hailsham günlerinde onların kafalarını asıl karıştıran Lucy adında bir gözetmenin anlattıkları oluyor. Öğrenciler kimi kısıtları bilse de hayalleri gerçek dünya ile ilgili oluyor çoğu kez. Peter J. ve Gordon adındaki öğrencilerin kendi aralarındaki Amerika’ya gidip aktör olma hayallerini anlattıkları konuşmaya şahit olan gözetmen Lucy, daha fazla dayanamayarak öğrencilere dış dünyanın gerçekliği hakkında bilgi verme gereği duyuyor. Lucy, işten çıkarılma söz konusu olsa bile öğrencilerle konuşuyor: “Başka kimse anlatmasa bile ben anlatacağım size. Sorun şu; size hem anlatıldı, hem anlatılmadı. Size bazı şeyler anlatıldı ama gerçekte anlamıyorsunuz ve bazıları bu durumun böyle kalmasından hoşnut. Ama ben değilim. Doğru düzgün bir hayat yaşayacaksınız, bilmeniz gerekir, gerekeni bilmeniz şart. Hiçbiriniz Amerika’ya gitmeyeceksiniz, film yıldızı olmayacaksınız. Geçen gün bazılarının planladığını duyduğum gibi hiçbiriniz süpermarketlerde çalışmayacaksınız. Hayatlarınız sizin için önceden kararlaştırıldı. Yetişkin olacaksınız ve sizler yaşlanmadan hatta orta yaşa bile gelmeden hayati organlarınızı bağışlamaya başlayacaksınız. Her biriniz bu nedenle yaratıldınız. Filmlerini seyrettiğiniz aktörler gibi değilsiniz, benim gibi bile değilsiniz. Bu dünyaya belli bir amaç için getirildiniz ve geleceğiniz, hepinizin geleceği önceden belirlendi. (…) kim olduğunuzu ve sizi nelerin beklediğini bilmeniz gerekir.”

Öğrencilerin çoğu bu söylenenlere kulak asmıyor, zaten bildikleri şeyler olduğunu hatta Bayan Lucy’nin bir tahtasının eksik olduğunu söyleyenler bile çıkıyor. Bayan Lucy ile yakın diyalogları olan Tommy ise “hem anlatılmış hem anlatılmamış” ifadelerine dikkat kesiliyor. Ve yıllar sonra yetişkinliğe geçiş evi olan Kulübeler’de Kathy ile konuşan Tommy, Hailsham’da geçirilen bütün yıllar boyunca gözetmenlerin neyi ne zaman söyleyeceklerini hep dikkatle ve bilerek zamanladıklarını söylüyor: “Biz her zaman verilen en son bilgileri anlayamayacak kadar genç oluyorduk. Ama tabii ki bir yere kadar anlıyorduk bize anlatılanları, bu sayede bütün her şey biz doğru dürüst araştırmadan önce kafamıza yerleşmiş oluyordu.”  Kathy ise o kadar komplo ve hesap yapılmamış olacağını düşünüyor. Yine de onlar için hiçbir şeyin sürpriz olmayışı, her şeyi belli belirsiz biliyor olmaları onu da “Sanki her şeyi daha önce duymuştuk” yorumuna götürüyor. Durum şu ki, “…gözetmenler zihnimize geleceğimizle ilgili temel gerçekleri gizlice sokmayı başarmışlardı.”

Kulübeler’de gerçek hayata alışma sürecinde farklı evden gelen bir çift, onlar Hailsham’dan geldiği için onların “aşık olan çiftlerin üç ya da dört yıl Erteleme alabileceği” ile ilgili bir söylentiyi soruyor. Onlar ise bu konuda herhangi bir bilgi hatırlayamasa da benzer birçok hikayenin de anlatılmış olduğunu hatırlıyorlar. Romanın gerilimi tam da bu süreçte yükselip bu Erteleme söylentisi sayesinde çözülmüş de olacak. Tommy, Ruth ve Kathy, Tommy’nin çizimleri ile ilgili bir anlaşmazlıktan dolayı bir arada kalamayacaklarını anlar ve Kathy, bakıcılığa başlamak için başvurarak ayrılır. Yıllar sonra bakıcılık yaparken eski arkadaşları Ruth ile karşılaşır. Ruth ilk organ bağışını yapmıştır ve eski yıllarla ilgili bir vicdan azabı çektiğini belirterek yıllardan beri Tommy’le kendisinin çift değil, Kathy’nin çift olması gerektiğini açar. Erteleme başvurusuna birlikte başvurmaları gerektiği konusunda onları ikna eder. Tommy de bağışçı olduğundan bağışçı seçme hakkına sahip bir bakıcı olarak Kathy artık onun bakıcılığını seçer ve birlikte, yıllar boyu yaşamadıkları bir aşk hayatı yaşarlar. Ruth ikinci bağışında tükenir ve Tommy ile Kathy, Erteleme almak üzere yıllar önce Hailsham’da resimleri toplayan Madam Maria’nın adresini bulup giderler.

Hailsham artık kapanmış ve oranın müdürü Bayan Emily ile Madam Maria aynı yerde kalmaktadır. İki eski öğrenciyi Erteleme başvurusuyla karşılarında görünce şaşırırlar ama Bayan Emily onlara gerçek insanların katı ve zalim dünyasının gerçekliğini anlatır. Hailsham’ın kapatılması ve insanların neden öğrencilere kötü davranılmasını istediğini soran Tommy’e Bayan Emily, uzun bir yanıt verir. İlk klonlamalardan sonra hastalıklara çözüm bulunmuştur ve insanlar, çözüm sunan organların nereden geldiğini çok da merak etmemişlerdir ama bir grup gönüllü insanın gayretli çalışmaları sonucunda özellikle de 70’li yıllarda bu konuda bir duyarlılık gelişmiş ve insanlar klonların yaşam koşullarıyla ilgilenmişler ve daha iyi koşullarda yaşamalarını desteklemişlerdir. Her ne kadar, “öğrencilerin yapılması gerekir mi?” tartışması da başlasa, kanseri tedavi edilebilir bir dünyaya bu tedaviyi bırakmalarını ve eski karanlık günlere dönmelerini söylemek imkansızdır. İnsanlar kendi çocuklarının tedavisini düşündükleri için klon öğrencilerin durumlarını görmezden gelmeyi tercih etmektedirler. “Düşünseler bile onlar gibi olmadığına inanmaya çalıştılar. Sizin insan olmadığınızı düşündüler, bu yüzden öneminiz yoktu.” diyerek insanların kendi dışlarındaki şiddeti nasıl görmezden geldiklerini ifade eder Bayan Emily.

Gönüllü insanlar klon öğrencilerin en azından iyi koşullarda yaşatılması konusunda destek sağlayama çalışsa da Morningdale adlı bir doktorun, klon çalışmalarını ileri götürerek yasal sınırları delip üstün yetenekli insanlar yapmaya başlaması üzerine, insanların korkuları ortaya çıkıyor. Hastalıkların tedavisi için klonlamaya karşı çıkmıyorlar ama kendi çocukların yerini alacak üstün zekalı ve atletik çocuklar üretilmesini istemiyorlar. Bu korkuyla, organ bağışı programının nasıl işlediğini düşünmek istemiyorlar ve koşulların iyileştirilmesi gündemden düşünce sponsorlar da destek vermez oluyor ve okullar kapanıp kötü koşullu devlet evleri kalıyor geriye.

Kendilerine neden gerçeği anlatmadıkları konusunda çıkışan Kathy’e, Bayan Emily, yaptıklarının öğrencileri “korumak” amaçlı olduğunu ve onları “aldattık”larını, bu koruma sayesinde öğrencilerin “çocukluklarını yaşadığını” söylüyor. Klon öğrencilerin “piyon” olduğunu kabul ediyor ama kendi okulundakilerin “şanslı piyonlar olduğunu” savunuyor: “Size verdiklerimiz üzerine hayatlarınızı inşat ettiniz. Sizi korumasaydık bugün böyle olmazdınız. Derslerinize dalmazdınız, kendinizi sanata ve yazı yazmaya kaptırmazdınız. İleride sizi neyin beklediğini bilseydiniz, bunları niçin yapacaktınız ki? ‘Bütün bunlar anlamsız’ derdiniz ve size kim karşı çıkabilirdi?” Bu “şanslı piyonlar” gerçekten de Kafka, Picasso, Proust tartışmaları yapabilmektedirler; Ruth,Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını; Katy, George Eliot’un  Daniel Deronda’sını elinden düşürmemektedir. Çünkü onlara sanatın, “nasıl insanlar olduğumuzu gösterdiği ve ruhumuzu yansıttığı” öğretilmiştir. Sıkça “Siz zavallı yaratıklar” ifadesiyle konuşan Madam Maria’ya yıllar önce kendisini yastığa sarılı bir şekilde dans ederek gören Kathy, bu olayı hatırlatır ve o zaman “niçin ağladığını” sorar. Madam da yatakhaneden gelen müzik sesini duyunca oraya gidip Kathy’den “Beni asla bırakma. Ah bebeğim, ah bebeğim!” şarkısını duyunca gözyaşlarını tutamadığını itiraf eder: “Yepyeni bir dünyanın hızla yaklaştığını gördüm. Daha bilimsel, verimli bir dünya, evet. Eskiden beri var olan hastalıklara çareler bulunan bir dünya. Çok iyi. Ama aynı zamanda katı, zalim bir dünya. Sonra gözlerini sıkıca kapatmış, küçük bir kız gördüm, eski iyi yürekli dünyayı göğsüne yaslamış artık kalamayacağını yüreğinde hissettiği bu dünyayı tutuyor ve ona yalvarıyor, onu asla bırakmasın istiyordu.”

 

Sefil çalışma ortamlarının bilgisi, mümkün olduğunca medyadan ve akademik, kültürel dünyadan kaçırılarak onların yok sayılması söz konusu.

 

Ishoguro’nun bu romanı, distopik bir dünya içinde insanların çaresizliğini göstermekle birlikte, sanatın “insanların iç dünyalarını ve ruhlarını yansıttıkları” düşüncesini ve aşkın kanıtı olabilecek bir etkinlik olarak merkeze koyuyor. Tommy bütün gerçeği öğrendikten sonra bile odasına çekilip çizimler yapmayı sürdürmeyi tercih edecektir. Romanın distopik atmosferine karşın çok gerçekçi bir dille inşa edilen roman, duyguları detaylandırmada ve felsefi perspektifin belirginleşmesinde oldukça yetkin bir eser. Etik bir sorunu dile getirmekle birlikte oraya hapsolmayarak gerçekliğin kabullenilmesi yanında sonsuz “keder”in altından kalkabilmenin araçlarına da yer verebilmiştir. Romanın tarihsel ve toplumsal ilgisini ise aşk, sanat ve etiğin ötesine taşımak elzemdir. Çünkü bir sanat eseri daima yaşanan dünyanın bir “sorunu” ile ilişkili olarak gösterme ve düşündürme boyutuna sahip olmalıdır.

Romandaki klon varlıklar, kendi iç dünyalarının derinlik ve zenginliği yanında insanlar için organ bağışı yapma onların “kaderi”. İnsanlar ise onların nasıl yaşadıkları ile ilgili olarak düşünmek bile istemiyor. Bayan Emily’nin dediği gibi: “Diğer bir deyişle canlarım, sizleri görmek istemiyorlardı. Gölgelerde yaşamanızı istiyorlardı.” İçinde yaşadığımız dünyanın gerçekliğinde çalışanların, alt sınıfların yaşam koşullarını göz önüne aldığımızda, kapitalist merkezlerin tüketim ve lüks çılgınlığında insanların bu gerçekliğin çığlıklarına kulak tıkadığı ve onları görmezden geldiği doğru değil mi? İnsanlar kendi bencilliğine gömülmüş bir şekilde, mağazalarda tüketim nesnelerinin “daha ucuz” olmasını isterken bu nesneleri yapan çocuk elleri pek de akıllarına getirdiği söylenemez.

Sefil çalışma ortamlarının bilgisi, mümkün olduğunca medyadan ve akademik, kültürel dünyadan kaçırılarak onların yok sayılması söz konusu. Büyük ekonomi haberlerinin ve istatistiklerinin yanında hiçbir zaman bu rakamların üreticilerinin bilgisi söz konusu edilmez. İşçiler devletin meslek okullarında kendilerine biçilmiş hayatın piyonları olarak yer alırlar ve iş kazası ile ölmezse bile ağır çalışma koşulları nedeniyle erkenden tükenirler. Titanic adlı geminin batma hikayesini anlatan bir filmde, zenginler filikalara doldurulup kurtarılmaya çalışılırken alt katlarda geminin işlemesini sağlayan işçilere kazadan haber bile verilmez ve bu sınıf, gemiyle birlikte suya gömülür.

Nasıl ki klon öğrencilere, bütün gerçeklik anlatılmazsa, dünyanın sömürülmekte olan sınıflarına, gerçekliğin bütün bilgisi sunulmaz. Yalnızca iş üretme ve hayatını yeniden üretme bilgileri onlar için yeterlidir. Kathy, kendilerine verilen sınırlı bilgilerin zaman zaman kendilerinde kuşku oluşturduğunu belirtiyor ancak bunu kendi tercihleri olarak kabullendiklerini de belirtiyor: “Belki de Hailsham’da hepimizin böyle küçük sırları vardı; her birimizin korkuları ve istekleriyle yüzleşmeye kaçtığı hiç yoktan yaratılmış küçük özel köşeler. Ama bu tür duygulara sahip olmak o dönemde bize yanlış geliyordu; kendimizi hayal kırıklığına uğratabileceğimizi hissediyorduk.” Benzer şekilde, işçilerin de kendi dünyalarının gerçekliği ile ilgili kendi deneyimlerinden getirdiği bilgiler söz konusu olsa bile, bunun kendilerine acı vermekten bir başka sonucu olmadığını düşündüklerinden kimi avuntularla yetindiğini söylemek de mümkündür.