arama

Can Çekişen Türk Futbolu

Sanat Ve Toplum
Yönetenlerin, kitleleri,  tüm bu yönlendirme ve denetlemedeki başarılarına karşın, son dönemlerde, mızrak artık çuvala sığmaz olmuştur.
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Sanat ve Toplum
  • 1 Star
    Loading...

 

Politik olarak futbol, bir spor etkinliği biçiminde sunulmasına karşın, hep gündemimizde en önlerde yer almış, ülkenin politikacılarının ve yönetenlerinin başat ilgi alanı olmuştur.

 

Türk futboluna genel anlamda göz attığımızda, tüm çabalara ve girişimlere karşın bir türlü atılım yapamamakta, gerek ülke içinde gerek uluslararası alanda herhangi bir başarı kazanamamaktadır. Dahası, ülkedeki futbolunun içinde bulunduğu bu durum, ne futbol meraklılarını ne futbolu ne de ülkeyi yönetenleri mutlu etmektedir. Bu yazımızda futbolun nasıl olması gerektiğini ve toplumsal yaşamımızda, genelde sporun özelde ise futbolun, ne ölçüde yer alması ve toplum sağlığı açısından öneminin ne olduğu konularından çok, futbolu yönetenler açısından önemi ve manipülasyonda edindiği yer açısından değerlendireceğiz.

Ekonomik olarak futbol, ülkemizde, milyonları peşinde sürüklemesine ve milyar dolarlar civarında bir ekonomik döngüye sahip olmasına karşın, yarattığı artı değer olarak incelediğimizde, ne ülke ekonomisine ne de kitle yaşamına dair artı değer yaratmamaktadır. Şanslı diyebileceğimiz çok az sayıda iyi futbol oynayan genç ve onları çalıştıranlar açısından oldukça kazançlı bir alan olmasına, hiç artı değer yaratmamasına ve ekonomik büyüklüğüyle ters orantıda bir istihdam yaratmasına karşın varlığını güçlü bir şekilde devam ettirmekte, kitleleri peşinde sürüklemektedir. Devletin sürekli yaptığı yeni spor alanları yatırımları, vergi kolaylıkları, şans oyunları ve yayın gelirleri aracılığıyla sağlanan nakit destekler bu spor alanını ayakta tutmakta ve ülkenin gündemindeki yerini her geçen gün daha da güçlendirmektedir.

Politik olarak futbol, bir spor etkinliği biçiminde sunulmasına karşın, hep gündemimizde en önlerde yer almış, ülkenin politikacılarının ve yönetenlerinin başat ilgi alanı olmuştur. Bu ilgi, kuşkusuz, rastlantı ile ya da politikacıların ve yönetenlerin spora ilgisi ile açıklanabilecek bir durum değildir. Bunun temel nedeni sporun politikacıların, yönetenlerin ve ülkenin toplumsal yaşamında üstlendiği rol ile ilgilidir. Bu rol, çok açıktır ki futbolun ve çektiği ilgi nedeniyle, kitlelerin dikkatinin belirli bir yöne çekilmesi ve onları asıl ilgilendiren gerçeklikten uzaklaştırılmasıdır. Yani kitlelerin manipüle edilerek ülkenin, kendilerinin sorunlarına ve çözümlerine ilişkin eylemsizlik haline dönüştürülmeleri hatta bu sorunlara ilişkin düşünmemeleri, yorumlamamaları, yaşama ve sorunlara dair ilişki ve çelişkileri yaşamamaları, gerilimlerini ve sorunlarını futbola yönelterek kızgınlıklarını alandaki nesneleştirilmiş oyunculara yöneltmeleri ve böylece gerçeklikle ilgili bir tutum geliştirmemeleridir.

Yönetenler, kuşkusuz, gerek futbola gerek yaşamın diğer alanlarındaki etkinlere yaptıkları bu amaçlı yatırımların karşılığını fazlasıyla almaktadır ve kitleleri bütün aksi çalışmalar, çabalar ve girişimlere karşın istedikleri yönde sevk ve kontrol etmektedirler. Günümüzde kitleler, kendilerini çok yakından ilgilendiren konularda bile, her şeye karşı bir duyarsızlık ve tepkisizlik geliştirmiş ve adeta efsunlanmış bir görünüm sergilemektedirler. Bu durum salt toplumsal bir dönüşümü sağlama iddiasına ilişkin değil, var olan düzen içerisindeki en basit anlamdaki değişimler ya da demokratik ya da yaşamsal değişimler için bile böyledir. Öyle ki en politize diye tanımlanabilecek ve toplumun en bilinçli olduklarına inanılan kesimlerinin bile tepkileri kontrol altına alınmış ve tepkileri sosyal medya sınırlarına hapsedilmiş ve bu alanlarda yaptıkları paylaşım ve tepkilerle üstlerine düşen sorumlulukları yerine getirdikleri düşüncesine ve bireysel duygusuna ulaşmaları sağlanmıştır.

 

Ülkede her gün artan ekonomik sorunlar, yabancı para değeri ve halkın alım gücünün futbol kulüplerinin maç biletleri ve takımların promosyon ürünlerinden satın alamaya yetmemeye başlaması, bu yapıların, ülke içindeki kaynaklarının da azalmasına neden olmuştur.

 

Yönetenlerin, kitleleri,  tüm bu yönlendirme ve denetlemedeki başarılarına karşın, son dönemlerde, mızrak artık çuvala sığmaz olmuş ve yönetenlerin yönetmedeki başarısızlıklarının yansımaları yaşamın her alanında olduğu gibi futbol dünyasına da yansımıştır. Futbolun temel dinamikleri olan üç büyükler artık yönetilemez ve borç batağında yüzer duruma gelmiş,  devletin kendilerine tanıdığı imtiyazlarla elde ettikleri gayrimenkulleri bile borçlarını karşılayamaz olmuş, Avrupa’nın veteran futbolcuları cenneti olmayı bile başaramaz duruma düşmüşlerdir. Yeni veteranları transfer etmeyi bile başarmaktan uzaklaşan Türk Futbolu kiralık oyuncular ile süreci yürütebilme çabaları da karşılıksız kalmakta ve onları kısa süreliğine oynatmada bile başarısız olmaktadırlar. Diğer spor alanlarında (Atletizm, Basketbol vb.)  yaptıkları gibi devşirme futbolcularla işi toparlama çabasının da başarılı olabileceği kuşkulu çünkü son yıllarda yapılan tüm denemelere karşın bırakın yabancı birini devşirmeyi başarmak, ikinci, üçüncü kuşak Türkiyeli kaliteli oyuncuları (Kerem Demirbay, Emre Can) bile Milli Takımda oynamaya ikna etmede (bu bağlamda Mesut Özil olayında bu amaca yönelik bir operasyon çabası olduğu olasılığı dikkatlerden kaçırılmamalıdır!) başarısız olmuşlardır.

Yönetenler, kuşkusuz, bu duruma çözüm üretme çabasına girmekte gecikmemiş ve hemen yeni planlar devreye sokulmuştur. Futbolun başında son yıllarda her türlü başarısızlık ve beceriksizliklerine karşın bulunan Futbol Federasyonu başkanının – ki bu şahıs son yıllarda yönetenlerin politikalarından en çok nemalanan holding sahiplerindendir-  görevine devam ettirilmesinin sağlanması,  son bir yıl içinde peş peşe değişen üç büyüklerin yönetimleri ve bu yönetimlere de özellikle burjuvazinin en güçlü kimliklerinin talip olması – Fenerbahçe’de Ali Koç, Beşiktaş’ta ise Hacı Sabancı hamlesi!- ile bu çaba kendisini göstermiştir. Ancak, görünen o ki bu çaba bile var olan can çekişmeyi iyileştirmeye yetmeyecektir. Ülkede her gün artan ekonomik sorunlar, yabancı para değeri ve halkın alım gücünün futbol kulüplerinin maç biletleri ve takımların promosyon ürünlerinden satın alamaya yetmemeye başlaması, bu yapıların, ülke içindeki kaynaklarının da azalmasına neden olmuştur.

Açıktır ki bu kriz yönetenlerin ekonomik ve siyasi başarısızlıklarının derinleşmesi ile daha da derinleşecek ve futbol kulüplerinin manipülasyon çabalarındaki etkisini, doğal olarak, etkileyecektir. Dahası bu manipülasyonda etkilenen kitlelerin belirli düş kırıklıkları yaşamalarına ve yaşamın gerçeklikleri ile yüzleşmelerinin önündeki engellerden bazıları ile vedalaşmalarına yol açacaktır. Ancak, bu kitlelerin ülkenin var olan çelişkilerine ve bu çelişkilere çözümler üretmeye yönelmelerini sağlayacak mıdır? Kuşkusuz hayır! Bu süreç halkı aydınlatma ve değişim ve dönüşüm çabasına girme iddiasında olan aydınların görevidir. Aydınların öncelikle yaşamı yeniden üretme ve etkin edimlerde bulunup değişim ve dönüşüm iradesini göstermeleri için kitlelere doğru önderlik yapmak gibi bir sorumluluk üstlenmelidirler.