arama

mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir

Varoluş Biçimi Olarak Yazmak

Hatice Eroğlu AKDOĞAN
Yazmak için ikinci boyutta yani kendimizin dışında gelişen duruma da esir düşmemek için çıkış yollarını bulmaya, üretmeye ısrarla devam etmek gerekiyor.
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Hatice Eroğlu Akdağan Hatice Eroğlu Akdağan
  • 1 Star
    Loading...

Var olabilmek, ortamı piyasanın zehrine tamamen bırakmamak için yaptıklarımızın üstüne bir tuğla daha koymak durumundayız.

Söz bitti ya da artık sözün bittiği yerdeyiz deyişimiz çok olmuştur. İfadesi zor bir durum karşısında omzumuza çöken ağırlığı çoğu kez böyle belirtiriz. Şimdi de yazının, yazma eyleminin bittiği yerde miyiz ki “yaz yaz nereye kadar” ve ya “basılmadıktan, yayımlayamadıktan sonra niye yazalım ki” sesleri sağdan soldan yükselmekte. Ortalığa gerici değerlerin boca edildiği bir süreçte yazılanları, yayınlananları okuyanların azalması elbet kaçınılmazdır. Buna ek olarak bir de yağma ekonomisinin bir sonucu olarak paranın değer yitirmesiyle birlikte kağıtta dışa bağımlı olma gerçeğiyle çarpıcı biçimde yüz yüze geldik. Yayınevleri kabul görmüş dosyaları bile basmakta zorlanınca, yazarlarda iktidarın baskı ve sansürünün yanına böylesi bir moral bozukluğu da eklenmiş oldu. Yazmamaya yönelimin ya da yazmama fikrinin temelinde biraz bu gerçekler etkili. “Okunmadıktan sonra”… “Okura ulaşmadıktan sonra”… “Yayınlanmadıktan sonra”…

Böyle mi düşünmeli, böyle mi etmeli?  Yani kalem mi atmalı?

Böylesi bir fikri ya da yönelimi pratik bir tavra dönüştürmek bizleri ve bütünüyle bir parçası olduğumuz toplumu sindirmeye, yıldırmaya çalışan karanlığa koşulsuz teslim olmak değil de nedir peki?

Sözün bittiği yerde illa ki bir yolunu bulup söz söylemek ne denli bir direnç sağlıyor ve sözcüğü çoğaltarak etkisini yeniden ayağa kaldırıyorsa, yazının yolunun kesilmeye çalışıldığı bir ortamda yazabilmek de o kadar önemli olsa gerektir. Yazar, aklındakini, birikimini, hayalindekini yazarak daha etkili ve iyi ifade etme yetisi olduğu için yazar. Önce kendisi olmak, kendisiyle maddi ve manevi anlamda bütünleşip barışık olmak için yazar. Hikayelerini, dizelerini, fikirlerini, hayallerini paylaşmak için yazar. İlk elden çıkan yazılar, yolculuğu sonucunda paylaşıma araç olan dergi, gazete, broşür, bülten, İnternet ortamlarına erişir. Bunun daha kişisel somut biçimi ise yazara özgü olan kitaba dönüşmesidir. Bugünkü sorularımızın düğüm noktası da daha çok kitaba ilişkin olandır.

Paylaşmak; hele bunda aydınlatma, çelişkilere dikkat çekme ve ileriyi işaret etme fikri varsa yazar bu süreçten daha da güçlenerek çıkacaktır. Şimdiki baskılar, eğitim ve sosyal alandaki gerici faşist politikalar toplumda okuma, bilgi sahibi olma üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğundan ilerici, devrimci aydın yazarlar üzerinde de dolaylı hatta doğrudan bir baskı anlamına gelmektedir. O yüzdendir ki yazarların önemli çoğunluğu kendi okurunu kendi eliyle oluşturmak için olağanüstü bir çabanın içine girebiliyor. Okura ulaşma, okuru etkileme kanalları hem merkezi gücün politikaları hem de piyasa edebiyatının baskılamasıyla daralabiliyor. Buna son aylarda söz konusu ettiğimiz ekonomik baskılar da eklenmiş oldu.

Bir kendisi olma, bir de eriştirmek, paylaşmak amacıyla yazmak olduğunda sürecin iki boyutu olduğu apaçık. Birinci yanıyla yazmamız tamamen bilinçli ve iradi bir eylem olarak kendi tasarrufumuzda olan bir şeydir ve önünde hiçbir engel yoktur. Yazmak için ikinci boyutta yani kendimizin dışında gelişen duruma da esir düşmemek için çıkış yollarını bulmaya, üretmeye ısrarla devam etmek gerekiyor. Adını tam olarak anımsayamadığım iktidarın ileri gelenlerinden biri “geleceğin Türkiye’sinde sol’a yer yok demişti. Yani laiklik ve aydınlanma fikrini, özgür düşünceyi, sömürüye karşı sınıf mücadelesini derinlere gömecek bir karşı devrim hareketiyle karşı karşıyayız. Bu tehlike bize her alanda mücadele eden bir insan olmayı öğretmesinin yanında daha çok okuma, araştırma, haber yapma ve yazma konusunda da gereğinden fazla sorumluluk yüklüyor.

Kağıt fiyatlarının çokça yükselmesinden önce de çoğu yazar piyasanın, piyasalaşmış edebiyatın baskılarına karşı kendi olanakları, kendi oluşturduğu yöntemlerle zaten karşı koymayı sürdürüyordu. Var olabilmek, ortamı piyasanın zehrine tamamen bırakmamak için yaptıklarımızın üstüne bir tuğla daha koymak durumundayız. Okura ulaşmak, ya da okuma dürtüsü sağlamak için gazetecilerin ve yazarların il il, ilçe ilçe ya da mahalle mahalle dolaşarak bu atmosferi el yordamıyla ayrıca yaratması gerekiyor.

Karanlığa teslim olmamak için yazmak, tarihe doğru biçimde tanıklık etmek için yazmak, sağa savrulmamak için yazmak, “…kılıçtan keskindir” denilen kalemi köreltmemek ve gericiliğe kaptırmamak için yazmak…

Yazmak; yazar için bir var oluş biçimi olarak yaşamaktır da.