arama

Sanatçı ve Radikalleşme Üzerine

Sinan Abuzer AKDAĞ
İnsanın özgür bireyler olması, kendi gerçekliğinin farkına varması ve değişimi zorlaması için çaba göstermesi gereken sanatçı, içinde yaşadığı toplumsal gerçeklik karşısında, hiçbir olasılıkta, edilgen bir tutuma girmez.
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Sinan Abuzer Akdağ Sinan Abuzer Akdağ
  • 1 Star
    Loading...

Nesnel gerçeklikle, diyalektik bir bütünlük içinde ilişkide bulunan gerçekçi sanatçı, ortaya çıkardığı sanat yapıtları, hangi türden olursa olsun, insanın dünyayı algılaması, toplumun yabancılaşması ve parçalanmasıyla mücadele edebilmesi ve o gerçekliği değiştirebilmesi için, aydınlatıcı ve harekete geçirici edimlerde bulunma özelliklerini taşımalıdır.

Uzun zamandır süregelen tartışmalardan biri olan sanatçı ve sanatçının yaratma etkinliği sürecindeyken, yaşamın en temel çelişkilerine ilişkin tavırlarının ne olması gerektiği, günümüzde giderek daha çok anlam taşımaktadır. Hiç kuşkusuz, anlamlı oluşunun önemi, ülkemizin içinde bulunduğu süreç ve bu süreçte alınması gereken, doğru sanatçı tutumunun ne olması gerektiğine ilişkin görüşlerde netliğin olmamasından kaynaklanmaktadır.

Yönetenler (burjuvazi) toplumu manipüle etme ve dönüştürme çabalarını sürdürürken, bu yolda sanatı ve sanatçıyı etken bir araç olarak kullanma istekleri doğrultusunda, onlarla olan ilişkilerinde de her türlü olanaklarını seferber ederek, sanatçıları, etkileme ve istenilen yönde evrilmelerini sağlama ya da, en azından, tarafsız ve edilgin kılma çalışmalarını da sürdürmektedir. Gündelik yaşamımızda bu türden sanatçıları ve onların, sanatın ve edebiyatın hemen hemen her alanında, ürettikleri yapıtlarında bu ilişki biçiminin yansımalarını  görmek olasıdır.

Birçok sanatçı, yönetenlerin ellerinde bulunan aygıtlarla etkileme çabaları sonucu, istenilen yönde tutum belirleyip bilerek isteyerek, yaratıcılıklarını ve yeteneklerini yönetenlerin hizmetine sunarken, sanatçıların bir bölümü de, herhangi bir şekilde tutum belirlemeyip, diyalektik akışın doğal sonuçlarının arkasına sığınarak, taraf olmadan, kısacası suya sabuna dokunmadan, sanatsal etkinliklerini yerine getirdikleri düşüncesi ile varlıklarını devam ettirirler. Bu türden sanatçılar, zaman zaman öylesine içe kapanık, edilgin, sanatın ve sanatçının doğasına aykırı bir üretimsizlik sürecine gömülürler ki, varlıklarının farkına bile varılmaz olunup ancak, aralıklarla, eski üretimleri ile birer nostaljik örnekleme olarak gündeme gelirler.

Her ikisi de sekter olan bu yaklaşımlar, insanları bilgilendirme bilinçlendirme, farkındalık yaratma ve değişimi zorlayarak,  insanlık adına, güzel bir yaşam oluşturabilme çabalarının önünde önemli engellerdir. Bu sanatçı davranış biçimi, edilgen olmaktan kaçınamaz ve seçkinlerin ve yönetenlerin akıllı uslu birer kullanılanları olmaktan öteye gidemezler. Bunlar akılcı olma yeteneklerini birilerinin hizmetine sundukları için, akılcı olmaktan uzaklaşır, gerçekliğin kendisini algılamakta zorlanır ya da yanlış anlarlar.

Yabancılaşmayı Yeniden Üreten Sanat

Sanatsal etkinlerine ve insanla ilişkilerine baktığımızda, bu her iki sekter sanatçı grubunun tutumları, her ne kadar farklı davranışlar gösterse de, gerici bir yaklaşımdır ve sekterliğin beklenen sonuçlarını doğuracaktır. Bunlardan birincisi, yani kendini ve sanatını yönetenlerin hizmetine sunanlar, bugünü evcilleştirmeye çalışır ve toplumun geçmişle bağlarını güçlendirerek, yeniye ve yarına yönelik her türlü gelişim ve değişimin oluşumunu dolaylı ya da doğrudan engelleme ilişkileri içinde yer alırlar. Bu engellemeyi ya ürettikleri sıradan, sığ ve özel amaçlara uygun, ucuz, sipariş ürünlerle yaparlar ya da doğrudan, yönetenlerin sanat etkinliklerinde başat görevler alarak başkalarını da peşlerinden sürükleyip sanat edebiyat alanını, insanları manipüle etmenin ortamı haline getirirler.

İkinci sekter tutumu tercih edenler ise, bugünün koşullarına yenik düşerken, sözüm ona yönetenlerin amaçlarına hizmet etmeme savındadırlar. Piyasalaşan sanat ortamına tepki gösterip yaratıcılıklarına ket vurulduğu iddiasıyla içe kapmışlardır, edilgin bir tutumla, sanatın ve sanatçının doğasına aykırı bir üretimsizlik sürecine gömülürler. Bu pasifist tutum, üretmeyi durdurma biçiminde görülebildiği gibi, bazen de, gerçekliğin sadece herkesçe bilinen ve anlama, algılama için özel bir çabayı gerektirmeyen basit, sıradan yanların öne çıkarıldığı, sanatsal içerik ve biçim kaygısından uzaklaşıldığı ürünler olarak karşımıza çıkarlar.

Bu türden sanatçı sekterliği gerçekliğin silikleştirilmesi, gizemlileştirilmesi ve sahte bir gerçekliğe dönüştürülmesiyle, toplumun kendine yabancılaşmasına hizmet eder. İnsanın, insan olma doğasından uzaklaşmasına, kapitalist sistemin, kendine yabancılaşmış bireyinin duyarsız ve çevresel her şeyden kendini yalıtan, sadece kendine dönük bencil varlıklar haline dönüşmelerine neden olur. Sürekli ve yeniden üretilen ve pekiştirilen bu tutumlar, doğal olarak, insanın gelişiminin önündeki en önemli engellerdir.

İnsanın özgür bireyler olması, kendi gerçekliğinin farkına varması ve değişimi zorlaması için çaba göstermesi gereken sanatçı, içinde yaşadığı toplumsal gerçeklik karşısında, hiçbir olasılıkta, edilgen bir tutuma girmez

Öz olarak söylemek gerekirse, her iki yaklaşım ve eylem biçiminin sekterliği, insanlık için güzel bir geleceğin oluşumunun mücadelesi karşısındaki tutumlardır. Daha doğrusu insan ve insanlık tarihi için güzel ve doğru olanın karşısında olmaktır.

Sanatçının İnsanlık Tercihi

Burada şunu da belirtmek gerekiyor. Bu olguyu, bireyin demokratik tercihi ve hakkı (eleştiriler karşısında genellikle arkasına sığınılan en önde gelen yaklaşımdır bu!) olarak ele almak yanılgıdır. Bu, o bireyin ya da sanatçının, ezen ve sömüren ve bunu yapmayı kolaylaştırmak için geniş yığınları manipüle etmesi gereken yönetenlerden ve seçkinlerden mi, yoksa ezilen ve sömürülen ve sanatının konusu ve gerçekliği olan insan ve insanlıktan mı yana olduğunu gösteren, sanatının ve sanatçı kimliğinin etkin sonuçlarını neyin, ya da kimin hizmetine sunması gerektiğine ilişkin duruşu sorunudur. Her sanatçı bilincinde olsun ya da olmasın, yaptıklarıyla / yapacaklarıyla  bu köklü soruya bir yanıt vermek durumundadır.

Zaman zaman, gerçekçi sanatçıların da, bu türden sekterliklerle mücadele ederken, benzeri bir yanlışa düşüp, gericileşmesi hiç de az rastlanır bir durum değildir. Bu çoğu kez bilinçli bir tercih olmaktan çok, farkında olunmadan içine düşülen bir yanlışlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu türden sanatçıların böylesi etkilenim ve dönüşümlere karşı uyanık olma ve aynı yanlışa düşebilme olasılığı konusunda dikkatli olmaları gerekmektedir. Aksi gelişmeler, gerçekçi sanatçıların da,  farkında olmadan, yönetenlerin bir manipülasyon aracı haline dönüşmelerine neden olacaktır. Peki, bu türden yanlışa düşmemek ve sekterleşmemek için gerçekçi sanatçı ve sanat ne yapmalıdır?

İnsanın özgür bireyler olması, kendi gerçekliğinin farkına varması ve değişimi zorlaması için çaba göstermesi gereken sanatçı, içinde yaşadığı toplumsal gerçeklik karşısında, hiçbir olasılıkta, edilgen bir tutuma girmez ve nesnel gerçeklikle etkin ilişki içinde olursa bu yanlışa düşmekten kurtulur.

Nesnel gerçeklikle, diyalektik bir bütünlük içinde ilişkide bulunan gerçekçi sanatçı, ortaya çıkardığı sanat yapıtları, hangi türden olursa olsun, insanın dünyayı algılaması, toplumun yabancılaşması ve parçalanmasıyla mücadele edebilmesi ve o gerçekliği değiştirebilmesi için, aydınlatıcı ve harekete geçirici edimlerde bulunma özelliklerini taşımalıdır.

Bu özellikleri taşıyan sanat yapıtları üretebilmek adına, sanatçının ürettiği sanat ve edebiyat yapıtlarının biçim ve içeriklerine ilişkin detaylar bu yazımızın konusu olmadığından, ilerideki yazılarımızda bu konulara da değinmeye çalışacağız. Bu nedenle bu yazımızda sanatçının sadece yaşama, olay ve olgulara ilişkin gerçekliğe yaklaşımına değiniyoruz.

Kendini içinde yaşadığı ve sorumlu hissettiği toplumun gerçekliğinin doğru ve eleştirel iletimine adayan sanat ve sanatçı, gerçekliğin kendisinin ne kadar çok farkına varır ve o gerçekliğin derinliğe incelemesini gereğince yaparsa, o kadar onu tanır ve insanın özgürleşmesi ile hem insanın hem de yaşamın dönüştürülebilmesinde başarılı olur.

Bunu başarılabilme sürecindeki sanatçı, dış dünyayla ve toplumla doğrudan, içinde korku ve tedirginliği içermeyen ve toplumu tekelinde görmeyen bir ilişki geliştirmek durumundadır. Bu tutumuyla, sekterliğe düşme tehlikesinden uzak kalan sanatçı, tarihsel süreç içinde, kendini, toplumun yanında, onunla birlikte, yaşamı güzelleştirme ve dönüştürme eylemi içinde bulur.