arama

mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir

TKP Niçin “Batı”da Değil de “Doğu”da/Bakü’de Kuruldu?

Bülent PARMAKSIZ
Osmanlı içindeki Bulgar, Rum ve Ermeniler arasında yaygınlaşan sosyalist görüşler Türk aydınları arasında ancak 2. Meşrutiyet (1908) sonrasında gelişti. Yurt dışını saymazsak faaliyet alanları İstanbul’la sınırlıydı.
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Bülent Parmaksız Bülent Parmaksız
  • 1 Star
    Loading...

TKP 10 Eylül 1920’de (Azerbaycan) Bakü’de kuruldu. Bu tesadüf değil. Çünkü öncesi dönemde Anadolu’da sosyalist hareketin geçmişi çok yeni ve etkisi zayıftır. Siyasal-sınıfsal hareketlerin zayıflığı, otoriter devlet geçmişinin varlığı ve ideolojik anlamda devletten bağımsız bir çizgi oluşturulamaması komünist bir partinin kuruluşunu engellemiştir. Başlangıçta Osmanlı içindeki Bulgar, Rum ve Ermeniler arasında yaygınlaşan sosyalist görüşler Türk aydınları arasında ancak 2. Meşrutiyet (1908) sonrasında gelişti. Yurt dışını saymazsak faaliyet alanları İstanbul’la sınırlıydı. Türkler tarafından 1910’da kurulan ilk sosyalist parti, “Osmanlı Sosyalist Fırkası”, bildiğimiz anlamda bir sosyalist parti olmaktan çok, dünyası “İttihat ve Terakki Partisi” (İT) yönetimine muhalif liberal görüşlerle sınırlı ve Batıcı bir dünyaya sahiptir. Fırkanın 1913’te kapatılması ardından devamcısı olarak “Türkiye Sosyalist Fırkası” kurulur. Bu parti 2. Enternasyonal çizgisine yakındır. Aynı dönemde Berlin’de Şefik Hüsnü’nün de içinde yer aldığı “Kurtuluş Dergisi” yayınlanmaktadır. Kurtuluş çevresi İstanbul’a gelerek 1919’da “Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası”nı (TİÇSF) kurar. Sovyet Devrimi ve Alman Spartakistleri’nden etkilenen TİÇSF’nin halkçı yanları zayıf ve aydın nitelikleri ağır basmaktadır. İstanbul dışında bir faaliyetleri yoktur. Bütün bunlardan çıkan sonuç şudur: Birincisi; İstanbul’la sınırlı faaliyetin dışında, Anadolu’da sosyalist hareketin geçmişten gelen birikimi çok zayıftır. İkincisi; Paris ve Berlin gibi Batı’nın önemli merkezlerinde sosyalist fikirlerden etkilenen aydınlar, esas olarak temel fikri argümanlarını Batı’dan almıştır. Dolayısıyla Anadolu’da gelişen toplumsal muhalefeti kendi merkezinde toplayabilecek güçten yoksun ve halkın dünyasına yabancıdır. Üçüncüsü; sınırlı da olsa bu birikimlerine rağmen komünist partisi Batı’da değil, Doğu’da, Bakü’de kurulmuştur.

TKP’nin kuruluşunu hızlandıran en belirleyici faktör Rusya’daki Ekim Devrimi’dir (1917). Ama devrimin etkisine rağmen TKP’nin doğumu Osmanlı topraklarında gerçekleşmiyor. Aslında yıllar öncesinden başlayarak, o dönem dâhil, Osmanlı’da aydın ve sosyalist hareket arasında Batıcılık eğilimi çok güçlü. Batı’nın meşruti yönetim fikri, uluslaşma sürecinin örnek alınması, liberalizmi, bireyci özgürlükçülüğü, laiklik anlayışı ve kültürel hegemonyası hep kabul ediliyor veya ciddi biçimde ortamı etkiliyor. Genç Osmanlılar ve Jön Türkler’den başlayarak dönemin birçok aydın ve sosyalisti Avrupa’da eğitim görüyor. Fakat TKP’nin doğumu Doğu’da gerçekleşiyor.

TKP’nin fikri dünyasının oluşumunda Ekim Devrimi’nin belirleyiciliği dışında; a) Rusya’daki Türklerin uluslaşma ve sosyalistleşme süreci; b) Mustafa Suphi’nin 1917 sonrası Rusya’da yoğunlaştırdığı siyasal faaliyetleri ve c) “1. Doğu Halkları Kurultayı”nın etkisi çok büyüktür. Bunun için M. Suphi’nin yaşamını ve düşüncelerinin gelişim seyrini iyi anlamak gerekir. Bu bize, TKP’nin fikri gelişimini ve niçin Bakü’de doğduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır. M. Suphi yükseköğrenimini Paris’te Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapar. Başlangıçta Batıcı’dır. İttihat ve Terakki’nin görüşlerini benimser. Ama Suphi o dönemdeki Türkçü eğilimleri nedeniyle İT’nin baskıcı uygulamalarına maruz kalır ve muhalif duruma düşer (İT sonraki dönemlerde Pantürkist olur). Sinop’a sürüldükten sonra 1914’te Rusya’ya kaçar (Diğer muhalif sürgünlerin – Suphi hariç – hepsi Batı’ya gitmiştir). Bundan sonraki süreçte M. Suphi’nin görüşleri tamamen değişecektir. Bakü’de savaş karşıtı yazılarından dolayı Urallar’a sürülür. Orada Bolşeviklerle ilişkiye geçerek tutsak Türk askerleri arasında siyasal faaliyet yürütür. 1917 Ekim Devrimi sonrası Moskova’ya gider. Türk Tatar-Başkurt devrimcileriyle birlikte “Yeni Dünya” gazetesini çıkarır. Temmuz 1918’de Moskova’da “1. Türk Sosyalistleri Konferansı”nın ve Kasım 1918’de “1. Müslüman Komünistler Kongresi”nin toplanmasında ön ayak olur. 3. Enternasyonal’in kuruluşuna (1919) ve sonrasında 2. kongresine (1920) katılır. İkincisinde Türk delegasyonunun başkanıdır. İdil-Ural, Kırım, Türkistan ve son olarak Azerbaycan’da siyasal faaliyet yürütür. 1-8 Eylül 1920’de Bakü’de toplanan “1. Doğu Halkları Kurultayı”na katılır. TKP, bu kurultayın hemen ardından 10 Eylül’de (1920) kurulur.

M. Suphi’nin fikirleri iki kanaldan etkilenerek gelişir. Birincisi, Ekim Devrimi. İkincisi, Tatar Türkleri’nden Sultan Galiyev’de somutlanan Müslüman-Türk Doğu dünyası… Bu dünyayı tanımasında, halk ve yurt sevgisini kazanmasında Galiyev’in büyük rolü olur. Öyle ki, M. Suphi öldürüldükten (Ocak, 1921) sonra, Sovyetler Birliği’nde sadece Galiyev onunla ilgili bir yazı yazar (Temmuz 1921).

Ekim Devrimi öncesinde, Galiyev ve M. Suphi’nin görüşlerinin oluşmasına zemin teşkil eden Müslüman Türk bölgesi toplumlarının siyasal gündemi ise iki kanaldan yapılan fikri tartışmalarla belirlenmiştir: Birincisi; Rusya Türkleri arasında 19. yüzyılın sonlarında eğitim-kültür alanında yenileşme ve İsmail Gaspıralı’nın (1851-1914) deyişiyle, “Dilde, fikirde, işte birlik” yaratmak amacıyla başlayıp, 1905 Devrimi sonrası liberal, siyasal ve toplumsal bir hareket olan “Cedidcilik” akımının mirasını devam ettirenler… Volga Tatar Türklerinin merkezi Kazan ve Kırım Türkleri bölgesi bunda rol oynayan iki merkezdir. Kazan ticaret ve sanayinin gelişkin olması nedeniyle Rusya’daki Türklerin ekonomik, siyasi ve kültürel merkezidir. Kırım’la birlikte “ulusal bilinç” ilk olarak burada gelişir. Sonrasında ise bu gelişkinliğin bir sonucu olarak, Volga Tatarları (Kazan bu bölgededir) ve Azeriler aynı zamanda ve bütün Müslümanlardan önce Marksist olmuşlardır. İlk Marksist grup da 1904’te Bakü’de kurulur.

İkincisi; Şeyh Mansur ve İmam Şamil’in fikri temelleri etrafında muhafazakâr, anti-Rus ve antikomünist olan kökten dinci akımlar… Bundan dolayı da (bugünkü Orta Asya) Türkistan’da, özellikle Hokand, Buhara ve Kaşgar bölgesinde, (Hristiyan) Rus Çarlığı’nın sömürgeci politikalarına bir tepki olarak ortaya çıkan İslamcılık/İslamcı akımlar çok güçlüdür. Sonrasında, (Ekim Devrimi’ne muhalif karşı devrimci) “Beyaz Ordu”yla işbirliğine gidecek “Basmacılar Ayaklanması” da bu bölgeden başladı (Enver Paşa, Bolşevikler’le ilişkisini kestikten kısa bir süre sonra, 1918’den beri devam etmekte olan bu ayaklanma sürecine katılarak, 1922 yılında öldürüldü) .

Genel olarak Müslüman Türk topluluklar içinde, eski Sovyetler Birliği’nin diğer bölgeleriyle kıyaslanırsa, Marksizm’in etkisi zayıftır. Sınıf bilinci tam gelişmemiş ve milliyetçilikle sosyalizm içi içe gelişmiştir. Bunda yüzyıllar boyu Çarlık Rusyası’nın sömürgesi olmaktan kaynaklı, Rusya’ya ve bundan dolayı oradan gelen her türden ideolojik görüşe kendini kapatmanın etkisi çok fazladır. Liberal bir akım olan Cedidciliğe bile bazı İslamcıların tepki duyması, halk içinde Rus kültürünün etkisini güçlendireceği kaygısındandır.

  1. Doğu Halkları Kurultayı’nın Müslüman Türklerin bölgesi olan Bakü’de yapılması tesadüf değildir. Volga’dan Kırım’a, Azerbaycan’dan Doğu Türkistan’a kadar bölge ağırlıklı olarak Türkler’den oluşmakta ve neredeyse Doğu’nun siyasi merkezi rolünü oynamaktadır. O dönemin Doğu dünyası çok hareketlidir. Ekim Devrimi sömürge halkların kurtuluşu için büyük bir heyecan yaratır. Çarlık Rusyası yıkılınca birçok halk özgürleşir. Afganistan, Hindistan, İran’daki Müslümanlar İngiliz hegemonyasından kurtulmanın hesapları içindedir. Arap bölgesinde yine Osmanlı’nın çöküşü ardından benzeri fırsatlar doğmuştur. Enver ve Cemal Paşa gibi Türk burjuva milliyetçileri bile oluşan boşluğun farkındadır ve bu boşluğun içinde siyaseten büyüme peşindedir. Hintli ve Afgan Müslümanlar, Enver Paşa’nın atacağı adımları dikkatle izlemektedir. Cemal Paşa Kaşgar, Buhara, Fergane, Afganistan ve İran’ı içine alacak büyük bir devletin planını yapıyordu. Görülüyor ki, o dönemde hem Doğu’da siyaseten bir uyanış hem de bölgede İslami siyasetin ve Türk milliyetçiliğinin niceliksel ve siyasal ağırlığı büyüktür. Bolşevikler de bu sürecin/gelişmelerin farkındadır. Almanya’da Spartakistler’in yenilgisi ardından Batı’dan devrim beklentisi ortadan kalkmıştır. Dikkatlerini Doğu’daki gelişmelere çevirerek bölgede İngilizlerin etkisini kırmak için pragmatist ilişkilere girerler. Enver Paşa’yla bu doğrultuda ilişki kurulur. Bakü Kurultayı, bu koşullarda ve bu nedenlerden dolayı Müslüman Türkler’in bölgesinde toplanır. O dönemde sömürgeleştirilmiş Doğu’nun devrimci dinamizmini açığa çıkarması hedefiyle ve Lenin’in “ulusal sorun”da Marksizm’e yaptığı teorik katkının pratikte örgütlenmesi boyutuyla Kurultay önemlidir. Fikir sahiplerinden biri de S. Galiyev’dir. M. Suphi de kurultayda başkanlık divanı üyesidir. Kurultaya, 26 Doğu Bölgesini/ülkesini temsil eden toplam 1891 delege katılır. Türkiye Türkleri’nden oluşan delegasyon en kalabalık gruptur. 105’i dönemin “Ankara Hükümeti”ne aittir. Bunun dışında Özbek, Başkırt, Kalmuk, Kaçar, Sart, Türkmen, Kırgız ve Tatar Türklerinin toplamı ile birlikte, Türkler’in toplam sayısı 273 kişiye çıkar (O dönemde Bakü’de olmakla birlikte Enver Paşa’nın Kurultay’a katılımı, bölgedeki güçlü siyasal etkisini toplantılara yansıtmak istemediği ve Ankara Hükümeti’yle ilişkilerini olumsuz olarak etkileyeceği için Bolşevikler tarafından engellenir. Ama Enver okunmak üzere Kurultay’a bir bildiri gönderir. Bildiri büyük bir coşkuyla karşılanır). TKP işte bu Kurultay’ın hemen ardından, bu koşullarda kuruldu. “TKP hangi koşulların ürünüdür? Batı’da değil de niçin bu topraklarda doğdu?” sorularının en güzel cevabını Galiyev’in, ölümü ardından Suphi için yazdığı yazının satır aralarında bulabiliriz: “TKP, Sovyet Rusya’da sosyalist devrimin süzgecinden geçmiş ve Tataristan’dan başlayıp Kafkas aşırı ülkelerde biten Doğu’nun her köşesinde doğurduğu çeşitli sonuç ve etkileri ayrıntılarıyla incelemiş olan şefinden ve yöneticisinden yoksun kaldı.”

TKP, Ekim Devrimi ve Doğu Hakları Kurultayı’nın fikri etkisi altında kuruldu. Fakat henüz kuruluş aşamasında M. Suphi ve tüm merkezi yönetimin, Ankara Hükümeti eliyle daha Anadolu’ya giremeden Karadeniz’de katledilmesi nedeniyle, ciddi bir siyasal sonuç yaratamadan tasfiye oldu. Suphi ve yoldaşlarının tasfiyesinin yarattığı olumsuz sonuç gerçekten önemlidir. Çünkü o dönemde Anadolu’da farklı kanallardan gelişen halk hareketini, doğru bir siyasal yönelim etrafında birleştirecek başkaca bir güç yoktur. Asıl olarak da Suphiler sonrası yeniden kurulan TKP’de, bu toprakların dünyasını kavramış yerel devrimci ve Doğu Halkları Kurultayı’nda somutlanan fikri damar kurumuştur.

1920’ler döneminde halkçı/sol hareket üç ana koldan ayrı ayrı gelişiyordu. Birincisi; İstanbul’da başını Şefik Hüsnü’nün çektiği “Kurtuluş-Aydınlık” çevresi. Bu ekibin çalışmaları İstanbul’la sınırlıdır. İndirgemeci sınıf çizgisine sahip ve halkın dünyasını yeterince kavramayan yerel yanı çok zayıf bir damardır. İkincisi; Ekim Devrimi’nin etkisiyle solculuğu, Müslümanlık ve milliyetçilikle harmanlamış halkçı hareketler… “Yeşil Ordu”, Çerkez Ethem ve çeşitli bölgelerde birbirinden bağımsız örgütlenen “Halk Şuraları” bunun içindedir. O dönemde Anadolu’daki en halkçı çizgiye sahip ve “Kuva-yi Seyyare” türünden silahlanmış gücü bulunan grup bunlardır. Ancak bunların ideolojik bir fikri bütünlüğü ve siyasal önderlik kapasiteleri yoktur. Üçüncüsü de; M. Suphi TKP’sidir. TKP; ideolojik netliği, birleştirici siyasal otoritesi ve halkçı, yerel özelliği ile diğer ikisinden farklıdır. Ekim Devrimi ve Doğu Halkları Kurultayı’nda somutlanan fikirler ideolojik dayanaklarıdır. Yine Galiyev’le kurduğu ilişkiler onun bu toprakların dünyasını anlamasına yol açmıştır.

M. Suphi TKP’si bu üç ayrı damarı bünyesinde toplayacak yegâne siyasal otoriteydi. Yaratacağı etkiyi gören Kemalistler bunu boşa çıkarmak için sahte bir “Türkiye Komünist Fırkası” kurdular (Suphi TKP’sinden bir ay sonra… 18 Ekim 1920). Fakat Suphiler öldürüldükten sonra “parti” (!) kendini feshetti. Varlığını 3 ay devam ettirdi. Suphiler’in hemen ardından bir-iki ay içinde Yeşil Ordu, Halk Şuraları ve onların koruyucu gücü Çerkez Ethem tasfiye edildi. Geride bir tek İstanbul’daki “Aydınlık” ekibi kaldı. Bu ekip daha sonra yasal olarak TİÇSF’de çalışmalarını sürdürdü. TKP, Ş. Hüsnü liderliğinde 1925’te Beşiktaş’ta yaptığı 2. kongreyle yeniden toparlandı/kuruldu. Ama bu artık 1920’nin TKP’si değildir. TKP’ye başka bir siyasal damar damgasını vurmuştur.

Geçen yüzyılın başında Türk egemen sınıfları 1. Dünya Savaşı ve ertesinde taşlar yeniden karılırken “Turan” hayalleri içindeydi. Bu amaçla Azerbaycan’dan Doğu Türkistan’a dek ilişki geliştirdiler. Ama buradan Asyalı Müslüman Türkler’in sosyalizmle kader birliği, beş Türki Sovyet Cumhuriyeti, Doğu Halkları Kurultayı, TKP ve 1920’lerin Bolşevik Anadolusu çıktı. Şimdi yine Doğu’dan Batı’ya (Bakü-Ceyhan ham petrol boru hattı başta olmak üzere) kurulan “enerji nakil hatları” ve Pekin’den Londra’ya kurulacak/kurulmakta olan “yeni İpek Yolu”/“Bir Kuşak Bir Yol Projesi” ile birlikte yeni ilişkiler geliştiriliyor. Tarih ve toplum sürekli değişim yaşıyor. Maddenin en temel özelliği olan “hareket”in yarattığı her yeni durum, maddeyi yeniden kavrama-tanımlama zorunluluğunu dayatıyor. Bu da ancak doğru bir tarih bilinci ile sağlanabilir. Tarihimizden kaçamayız. Görmezden geldiğimiz her durumda onu başkaları etkiler. Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile birlikte bütün taşlar yerinden oynadı ve yeni bir durum ortaya çıktı. Bazı yanlarıyla 1910’ların dünyasına benzedik. 100 yıl sonra bu toprakların dondurulmuş tarihi de çözülüyor. Bu çok bilinmeyenli denklem içinden yeni bir tarih çıkacak. Herkes bunu kurma peşinde. Biz de bu gerçekliği görmezden gelemeyiz.
Fakat ortaya çıkan bu yeni durumdan, geçmişte yaşanan deneyimler ışığında, eskisinden çok daha güçlü bir sosyalizm çıkacağından kimse kuşku duymamalıdır.