arama

Bilimin Gelişimine Nasıl Bakmalı?

Arif ARSLAN
Bilginin özgürleşme ile ilgisi dikkate alındığında, bilimlerin yöntemi ve ortaya koyduğu bilgiler, özgürlükçü yaklaşımların programında en önemli yerde durmalıdır.
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Arif ARSLAN Arif ARSLAN
  • 1 Star
    Loading...

Tarihsel gelişimi, insan bireylerinin üstün zihinsel yetenekleri ve dehaları ile açıklamak, toplumsal yaşamın gerçekliğini bütün ilgileriyle zenginliğiyle ele almamak, büyük ölçüde yoksul bir açıklama olarak kalır. Ancak insanlık tarihinin gelişimlerini açıklayan görüşlerin çoğunlukla, büyük dehaların fikirleri ile mümkün olduğu anlayışı yaygın olarak paylaşılıyor. Bilim tarihi konusunda üst düzey bir birikime sahip Whitehead bile, bilimin gelişimini bazı dehaların üstün niteliklerine bağlamakta.[1] Elbette bazı bireylerin, belli olgular üzerinde çok daha ısrarlı bir çalışma sergilediğini görmezden gelemeyiz. İnsanın dünyasında yeme, içme, giyme, barınma, cinsellik gibi ihtiyaçlar göz ardı edilip insanı sadece zihinsel etkinliklerle açıklamaya, anlamaya çalışmak boşa kürek sallama anlamına gelir. Bu yüzden gerçekçi bir düşünüş ve eleştiri, dünyanın tabakalaşmış gerçekliğini elde edecek yöntemlere başvurmalıdır.

Her bilim, her gelişme kendi çağının bir sorunuyla ilgili olarak ortaya çıkar. Boris Hessen, Newton’ın Pincipia’sının Toplumsal ve İktisadi Kökleri[2] incelemesinde, Newton’ın insan üstü bir deha olmaktan ziyade, kendi döneminin problemleri ile uğraşan ve bu problemleri çözmekte yetkinleşmiş bir isim olduğunu gösterir. Newton, döneminin ticari sermayesinin sanayi sermayesine dönüşümü sürecinin ortaya çıkan deniz ve kara ulaşımı, madencilik, askeri teçhizat ve silah tasarımı gibi alanlarda birçok sorunla ilgilenmiş ve bunlara çözümler getirmeye çalışmıştır. Hiç kuşkusuz ki bunların bazılarında başarılı olmuştur. Ancak, çağının kimya bilgisinin yetersizliği nedeniyle çeşitli madenleri altına dönüştürme “büyücülüğüne” de bir hayli zaman sarf etmiştir. Demek ki, yaratılan efsane bir tarafa, Newton gibi bir bilimci de eksiğiyle fazlasıyla kendi çağının çocuğudur. Zaten Newton’ın ortaya koyduğu temel teorinin kendisi, kendi çağının sınırını aşmış değildir. Ona göre gezegenlerin hareketini yöneten iki kuvvetten biri yerçekimi, diğeri de Tanrı’nın verdiği ilk dürtüydü. Newton, enerjinin durumuyla ilgili de kendisinden önce alanla ilgili yeterince birikim söz konusuyken sorun olarak enerji meselesinin gündemde olmayışı dolayısıyla enerjinin korunumu yasasını açıklığa kavuşturabilmiş değildi.

Dünya tarihini ya da bilimsel gelişimleri büyük dahilerin ve bireylerin fikirlerine bağlamak idealist bir yorumdur ve sınıflı toplumlarda, egemen sınıfların “üstünlüğüne” dair bir meşruiyet talebinin yansıması olarak okunmalıdır. Bu şekilde, düşünceler maddi süreçlerden koparılarak tarihüstü bir konum atfedilerek ele alınmış olur. Oysa maddi üretim süreçlerinden ve bunlarla ilgili sorunların çözümüyle ilgili olarak düşünceler ve bilgiler ortaya çıkar. Hessen, Newton dönemi fiziğinin temel problemlerinin ulaşım, sanayi ve savaşın teknik talepleri olduğundan bahseder. Bu alandaki sorunlar (1) madencilik ve inşaat alanlarında yükseğe kaldırma ve güç aktarımıyla ilgili, (2) topçuluk ve balistikle ilgili, (3) maden ocaklarında su boşaltımı, havalandırma ve cevher dökümüyle ilgili, (4) gemicilikle ilgili olarak kümelendirilebilirdi.[3] Bunların hepsi de mekanik alanıyla ilgiliydi. Dahası bu alanlara yönelen fiziğin asıl olarak egemen sınıfların sermaye biriktirmesiyle ilgili olarak maliyetleri düşürmek veya üretimin önündeki engelleri kaldırmaya yönelik olduğu da aşikardır. Dönemin teknik ve fizik sorunları tespit edildiğinde, bu sorunların temelde iktisadi meselelerle ilgili olduğu açıkça görülecektir. Bu durumda, bilimin gelişimi ile egemen sınıfların ihtiyaçları arasında bir ilişki ortadadır; Newton çağında burjuvazinin bilime önemle ihtiyaç duyduğunu Engels de dile getirir.[4] Elbette bilimin gelişimini sadece teknik ve üretim alanlarıyla ilişkili olarak düşünmek de sınırlı bir bakış olurdu. Bu çağ aynı zamanda, Kilise’nin geniş halk kitleleri üzerinde siyasal olarak belirleyici olduğu bir dönemdi. Dolayısıyla Kilise’nin yönetimdeki belirleyiciliğini de alt etmek önemle gerekli görülüyordu. Bu yüzden de feodalizmi savunan Kilise’ye karşı, onlarla uyumla çalışan üniversitelerin dışında da bilim toplulukları oluşturuluyordu. Materyalist düşüncenin gelişiminde önemli bir basamak oluşturmuştur bu topluluklar. Bilimsel icatların çoğunun bu tür topluluklarla ilişkili bilimcilerce yapılması şaşırtıcı değildir.

Hessen’in Newton incelemesinde bana göre en dikkate değer vurgulardan biri Richard Overton’un öneminin gündeme getirilmesidir. Devrimci düşüncenin önemli bir siması olan Overton, radikal fikirlerinden dolayı, burjuvazinin unutturmaya çalıştığı, adını hiç anmadığı isimlerden biridir.  Her Şeyiyle Ölümlü İnsan adlı felsefi incelemesi, Kilise tarafından lanetlenip yasaklanmıştır. Overton’un materyalizmini şu satırlarda bulmak mümkündür: “Biçim, maddenin biçimidir ve madde, biçimin maddesidir; hiçbiri tek başına var olamaz ancak ötekiyle birlikte tek bir varlık oluşturur.”[5] Overton’un maddeci felsefesiyle karşılaştırıldığında Newton’ın çok daha gerilerde kaldığı görülür. Newton’ın fizik alanındaki çalışmaları, harekete odaklıdır ve hareket mekanik yer değiştirme ile sınırlı olarak ele alınmıştır;[6] Engels’in daha sonra vurguladığı gibi hareket, sınırlı olan mekanik yer değiştirme kavrayışıyla açıklanamaz; hareketin anlaşılabilmesi için devreye gelişme kavramının da sokulması gerekir. Engels’in geliştirdiği yönde diyalektik materyalizm, maddenin hareket biçimlerini, etkileşimlerini, bağlantılarını ve gelişimini doğa bilimine dahil eder. Günümüz bilimi de göstermektedir ki maddenin sonsuz çeşitlilikte hareket biçimi mevcuttur.

Doğa bilimleri ile sosyal bilimler arasındaki ilişkili gündemine alan Hessen,  Newton’ın Pincipia’sının Toplumsal ve İktisadi Kökleri adlı incelemesiyle önemli bir verim ortaya koymuştur. Doğa bilimleri ile sosyal bilim arasında hep varsayıldığı gibi kalın çizgiler söz konusu olmayabilir. Ted Benton, farklı türden doğa bilimleri olduğunu kabul etmekle birlikte doğa bilimi ile sosyal bilim arasında güçlü bir bölünme çizgisi çizmek için hiçbir neden olmadığını öne sürer.[7] Daha da tercih edilebilir bir yönelim olarak Roy Bhaskar’ın doğal ve toplumsal alanın bilgi nesneleri arasındaki farklılıklar nedeniyle, doğa bilimine benzer bir sosyal bilimin mümkün olduğunu savunur. Elbette her ikisinin de yöntemi farklılaşabilir.

Bilginin özgürleşme ile ilgisi dikkate alındığında, bilimlerin yöntemi ve ortaya koyduğu bilgiler, özgürlükçü yaklaşımların programında en önemli yerde durmalıdır. Bilgi, öncelikle eleştirel tutumun vazgeçilmez bir silahıdır ve mevcut tahakkümü değiştirme çabasıyla kullanılması gerekir. Hessen, bu anlamda önemli bir iş yapmıştır; üzücü olan Boris Hessen gibi bir düşünce insanının, diğer birçoğu gibi SSCB’deki Stalinci bürokratik kliklerin hışmına uğrayarak 1936’da tutuklandı ve idam edildi. Yazıya Boris Hessen’i ve yaptığı önemli işi gündeme getirmek üzere başlamıştım ama farklı yerlere de uzanarak sürdü yazı. Hessen’in eleştirel incelemesi, “deha”laştırılan birçok bilimci ve filozof için gerekli.  İlk kez 2010 yılında çevrilip Doğu Batı Yayınları’nca Bilim Sosyolojisi İncelemeleri adlı derleme kitapta yer alan metin, yeni bir çevriyle Yordam Kitap tarafından bağımsız bir kitap olarak yayınlanmış oldu.  

[1] Whitehead, A.N. (2018). Bilim ve Modern Dünya, Çev: Sercan Çalcı, Öteki Yayınevi, s. 61-83.

[2] Hessen, B. (2019).  Newton’ın Pincipia’sının Toplumsal ve İktisadi Kökleri, Çev: Ümit Şenesen, Yordam Kitap

[3] Hessen, s.46.

[4] Engels, F. (2018). Ütopyadan Bilime Sosyalizmin Gelişimi, Yordam Kitap.

[5] Hessen, s. 72.

[6] Hessen, s. 87.

[7] Benton, T. ve  Craib, I. (2018). Sosyal Bilim Felsefesi, Sentez Yayınları, s.166.