arama

Kovalak

Nevra AKDEMİR
Küçük imtiyazlarımızla mutlu olup konforlarımıza dokunulmasına sinirlendiğimiz bu süreçte büyük kayıplar, büyük mücadeleler ve büyük haksızlıkların sadece kendi başına geldiğini; her zaman haklı ve doğru olduğunu düşünen bunca insanın bir anda mantar gibi çoğalmış olması şaşırtıcı olabilir mi?
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Nevra Akdemir Nevra Akdemir
  • 1 Star
    Loading...

Her dönem kendi terimlerini yaratır. Yeni bir terim üretilmiş, İngilizcesi ‘covidiot’. Türkçesi bir Trakya deyimi olan kibirli bir budalalık anlamına gelen ‘kovalak’a yakın olabilir. Anlamları ise şöyle: fiziksel mesafelenme protokolünü inatçı bir şekilde gözardı ederek korona virüsünün yayılmasına yardım eden aptal kişi ve marketlere yığılarak hayati malzemeleri diğerlerini mahrum edecek ve kendinin ihtiyacı olmayacak kadar istifleyen ve bunu yaptığı sırada Covid-19 korkusunu yayan aptal kimse. Hem panikleme hem de umarsızlığın aynı kapıya çıktığını göstermesi bir yana, insanların bireyciliğinin ve “her koyun kendi bacağından asılır” fikrine olan imanlarının yani karakterlerindeki tahribatın boyutlarını gösteriyor.

Bu depolitizasyon veya aşırı politizasyon şaşırtıcı değil elbette. Bunca yıldır iktidarların önümüze sürdüğü hayatın küçük imtiyazlarından yararlanmak için sıranın kendisine asla gelmeyeceğine olan inancıyla adaletsizliğe gözlerini kapatan, doğa talan edilirken kendi konforlu hayatına bir şey olmayacağını sanan ve rutini bozulduğunda ise imtiyazlarını kaybetmemek adına suç ortağı haline geldiği iktidarlar yerine kızgınlığını diğer mağdurlardan çıkaranlardan bahsediyorum. Aynı zamanda böyle olağan üstü günleri kendi yetkilerini artırarak ve tüm olanaklarını sadece kendisini koruyarak geçiren çeşitli pozisyonlardaki iktidar temsilcilerinden de. Şaşırtıcı değil, ama yaralayıcı. Dünyada 14 bin virüsün keşfedildiğini ve bunlardan 3000’i ile mücadele edecek kadar etkilerinin bilindiğini okudum. Salgınlar ortaya çıktıkça keşfedilen ve aşısı, ilacı bulunan kim bilir kaçıncı virüs karşımızdaki. Her salgın, pek çok insan rutinini ve her şeye hükmedeceğini sanan kibrini yıkmış; yeni düzenlemeleri gerekli kılmış insan eliyle yaratılan çevremizde. Kentlerdeki kanalizasyon sistemlerinden, binaların mimarisine veya sağlık sistemine kadar uzanan düzenlemeler bunlar. Bazı coğrafyalarda daha radikal olsa da “kentsel yerleşme belirli bir tarihsel dönemde oluşan çevreyi de korumuş, onu gelecek dönemlere aktarmış ve her kuşağın yaşam tarzını, daha öncekilerin yaptıkları seçimlerle bir ölçüde birleştirmiştir. Hem hızla geleceğe götüren bir motor hem de geçmişle bağlantıları koruyan bir dayanak noktası görevi yapmıştır” diye açıklıyor Benevelo, Avrupa tarihinde kentlerin konu aldığı kitabında.

Her yeni düzenlemelerin var olan birikim rejimine uygun olarak insan yaşamını yeniden örgütlediğini unutmamak gerekiyor. Her seferinde unut(tur)ulan ise iktidarın yaptığı düzenlemelere rağmen/düzenlemelerle birlikte yerel ağların kendini örgütleme kapasitesi ve salgın gibi olağanüstü süreçlerin sonrasında rejimi değiştirecek gücü içinde barındırması. Salgınlar ve doğanın tüm insanların düzenini yıkan felaketlerinde muazzam insan parmağı olduğu aşikar. Zira Çin’de ormansızlaştırmanın etkilerinin yıkıcı olabileceği yıllardır bilim insanları tarafından söyleniyor. Endüstriyel atıkların yarattığı temiz suya erişim sorunu ortada ve mevsimsel olarak karşılaştığımız hava kalitesi sorunu ve astım hastalığının yayılması; genetiği değiştirmiş ürünler ve pek çok doğaya karışan atığın yarattığı kanser ise hepimizin malumu. Son derece öldürücü olduğunu yakından gözlemlediğimize emin olduğum bilindik sağlık sorunları bunlar. Küresel ısınmanın halihazırda etkilerini görmeye başladığımızı düşündüğümüzde aslında gelecekteki etkilerinin ise hesap bile edilemiyor olduğu açıkça görünüyor. Birikim rejimini garanti altına alan düzenlemeleri mekansallaşırken, aslında gelecek neslin sağlığına ve varlığına tecavüz ediyoruz, hep bir arada. Küçük imtiyazlarımızla mutlu olup, konforlarımıza dokunulmasına sinirlendiğimiz bu süreçte büyük kayıplar, büyük mücadeleler ve büyük haksızlıkların sadece kendi başına geldiğini; her zaman haklı ve doğru olduğunu düşünen bunca insanın bir anda mantar gibi çoğalmış olması şaşırtıcı olabilir mi? iktidarın rejimini mekana yansıttığı gibi, neoliberal politikaları içselleştirilmesini sağlayacak şekilde insanı toplumsal olarak dönüştürmesi mümkün mü? Biyopolitikadan bahsediyorum yani. Bunca haksızlık karşısında örgütlenmekten ödü koparak rejimin sürekliliğine örgütlenen birey aynı zamanda bu kişilerin hassasiyetlerini küçümseyerek kendi fikrine asker etmeye çalışanlar arasında belki de fark kalmaması da aynı doğal gelişim bu süreçte. Salgın günleri ise kendimizi gelecek güzel günlere ne kadar örgütlediğimizin testi olabilir.

Komşusunun tanıdığının durumunu önemsemekten, yerel dayanışmayı güçlendirmeye; küçük yardımları küçümsemeden kişilerin varlığı için anlamını duyumsamaya yapacak çok iş var. Salgın günlerinde hayatı dönüştürmeye ne kadar niyetli olduğumuz, yaptığımız küçük ama umutlu desteklerden ortaya çıkacak.