arama

Biraz Kadın Biraz Erkek ama En Çok Sadakat

  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Ümmühan Işıklar Ümmühan Işıklar
  • 1 Star
    Loading...

Corona süreci çoğumuzu evlerimize götürdü; dünkü, bugünkü ve yarınki evlerimize. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği aynı mefhumda yaşayıp daha net görmeye başladık içimize daldıkça…İçimize döndükçe çok şey hatırlar olduk.
Çocukluğunuz nasıl geçti bilmiyorum. Çocukluğumda beni ben yapan birçok şey yaşadım. Duymamam gerekenler, görmemem gerekenler de vardı elbet ancak çok şey öğrendim hayata dair. Sizler çocukluğunuzu hatırlar mısınız? Özellikle kadınlara sesleniyorum. Hani o uzun saçlarınızla babanızın prensesi olduğunuz yılları… Saçınızın bir teli dahi değerlidir, onun uğruna yıkılır dünya. İşte her kadın babasının prensesidir ve öyle kalacağını zanneder. Büyüdüğünde değişen bir şey olmayacağını düşünür, bu kez de erkeğinin kraliçesi olacaktır. Bir de tutkulu bir erkekle tanışırsa, âşık olunmuşsa kadın için her şey tastamamdır. Tutkunun bezdirici bir çileye, aynı şiddette öfkeye dönüşeceğini kadın beyni düşünemez. Düşünse sevemez.

Anna Karenina romanının meşhur giriş cümlesinde, mutlu ve birbirine benzeyen ailelere örnek olarak Levin ile Kiti; mutsuz ve kendine özgü mutsuzluğu olan ailelere örnek olarak Anna ile Alexis Karenina verilmiştir. Kendinden yirmi yaş büyük, ahlakî değerleri her şeyin üstünde tutan yüksek dereceden bir devlet memuru olan Aleksis Karenine’le genç yaşında evlenen Anna, Vronski’yle tanıştıktan sonra hayatı değişir. Vronski ile tutkulu bir aşk yaşayan Anna malını, mülkünü, rahatını, eşini ve hatta yanında götürmesine izin verilmeyen çocuğunu bile çok sevildiğini hissettiği için bırakır ve genç, yakışıklı subay Vronski ile kaçar. Kaçınılmaz sonu bilmeden…

Peri masallarıyla büyütülen biz kadınların muhayyilesinde âşık olunan bir kadın ve onu ne olursa olsun sevmekten vazgeçmeyen kahraman bir erkek vardır. Yönetmenliğini Danny Boyle ve Loveleen Tandan’ın yaptığı 8 dalda Oscar alan Slumdog Millionaire filmindeki Latika’dır. Âşığı (Jamal) Cemal Malik, yıllarca ondan başka kadınla ilgilenmeyecektir. Kadın sevdiğinde şöyle düşünür: Seven erkek terk etmez, sevdiğinden vazgeçmez. Aklıyla sevmez kadın çünkü gönlüyle sever. Bir tek ihanette anlar bunların masal olduğunu. Tokat gibi çarpar yüzüne ihanetin gerçekliği. İhanet, kadının tüm kadınlığını bir anda alır götürür ve o asla geri gelmeyecektir. Yıllarda geçse demincek… “ Ben onu tutkuyla sevmeye başladıkça, o benden uzaklaşıyor” der Anna. Anlayamaz, bir türlü konduramaz. Bu acıya dayanamaz. Kendini, gelen trenin altına atarak göç eder bu dünyadan.

Ceylan ile aslanın hikâyesini bilir misiniz? Ceylanı avladığında onun hamile olduğunu fark eden aslan, canhıraş yavruyu anne karnından çıkarmaya çalışır. Çıkarır çıkarmasına ama geç kalmıştır. Yavru ceylan ölmüştür. Aslan uzanır yere ve uzun süre kımıldamadan öylece kalır. Vahşi doğa kameramanları uzun süre kımıldamayan bu aslana ne olduğunu merak edip temkinli bir şekilde yanına gittiklerinde aslanın öldüğünü fark ederler. Niçin öldüğü bir muammadır. Otopsi sonucu aslanın kalbinin patladığı anlaşılır. O ormanlar kralı aslanın kalbi; saf, yavru bir ceylanı öldürmeye kıyamamış, patlamıştır. Aslan yürekli sözü de buradan gelir derler.
İhanetin açığa çıkmasıyla evimizi yuvamızı koruyan aslan erkeğimiz, saf sevgiyi korumak için gerçek hayatta da kimi zaman ciddi bir mücadele verir ama mücadelesi nafiledir. Çünkü ölen hiçbir şey geri gelemez. Hiçbir duygu yeşertilemez, hafifletilemez. Yavru ceylan ölmüştür bir kere. Okurken başka kadınlarla ilgilenmeye başladığını ve Anna’yı artık sevmediğini düşündüğümüz sırf bu yüzden ara ara içimizden kızdığımız Vronski, Anna’nın ölümünden sonra gönüllü olarak cepheye savaşmaya gider. Bir nevi kendini öldürmeye.

Aşk uğruna ölmek, aşk uğruna öldürmek… İhanet olaylarında aşina olduğumuz ölme- öldürme olaylarında Türkiye bir ilki yaşamıştı. Bu kez öldüren bir kadındı! 2007 yılında Fatma Sungur adlı kadın, onu aldatan eşini öldürmüş, dokuz ay boyunca eşinin cesedini banyoda saklamıştı. Fatma Sungur’un polise verdiği ifadeyi duyduğumuzda hepimiz ilk şokumuzu yaşamıştık: “Onu öldürdükten sonra daha çok sevdim. Öldükten sonra yemekler yaptım ona, konuştum, banyoda yanında yattım, nefretim o artık yokken yeniden aşka dönüştü.” Bazı çevrelerce İnci Aral’a yol gösterici olduğu düşünülen bu olaylar Sadakat adlı romanı yazdırmıştır. Bu romanla ilgili röportajında şöyle söyler Aral: “Kadının intikamını ateşleyen en tehlikeli duygu ihanettir. İhanet bir kadını gerçekten çileden çıkarabilir. Özellikle sevdiği, güvendiği birinden görüyorsa.”

Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu adlı eserindeki bilinmeyen kadın, sevdiği adama yazdığı mektuba, “Oğlumuz bugün öldü.” diye başlar ve şöyle devam eder: “Sana oğlumuz öldüğünde söylüyorum baba olduğunu. Çünkü senin gibi sadakat nedir bilmeyen bir adama sadık kalan kadına asla inanmazdın, bu çocuğu şüphe duymadan bağrına basamazdın.”
Zweig’ın bilinmeyen kadını, 11 yıl boyunca ayrı olsalar da bir gün bile sevmekten vazgeçmemiştir. Yaşamını devam ettirmek ve çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak için mecburen hayatına erkek alan bu kadın, onu çok seven ve evlenmek isteyen birçok erkeğin teklifini reddetmiştir. Hep kadınlar, hep kadınlar sever; biz erkekler de hep ihanet ederiz. Onlar çiçek biz böceğiz diyenleri duyar gibiyim…

Çocuktum. İlkokulda yahut daha küçük yaşlarda… Mahallemizde çıkan bir sorunu çözmek için çağrıldığımız akraba evine, babam beni de götürmüştü. Orada yaşadıklarımın her anını hâlâ hatırlarım. Karşımızda öfkeden delirmiş bağırıp çağıran, küfürler savuran, evi köyü dağıtan o adam, benim tanıdığım neşeli adama benzemiyordu. Bir kenara oturduk. Adam aldatıldığını, karısını o adamın yanından alıp getireceğini ve öldüreceğini söylüyordu. Babamdan onay istiyordu. Arada fikrini değiştiriyor, karısını getireceğini, eve ikinci kadın alıp onu mahvedeceğini söylüyor, sonra adamı öldüreceğini söylüyor, bazen de bir anda kendini öldürmekten bahsediyordu. Nutkum tutulmuştu. İki ya da üç saat boyuncu tek bir kelime etmeyen babam öksürdü ve “Sen hatalısın oğlum! Karına kendini sevdirememişsin demek ki… Düzgün davransaydın kadının başka adama gitmezdi. Hiçbir şey yapmayacaksın kadına.” dedi.

Çocukluğumun jönü olan dev gibi o adamın, o aslan parçasının yüzünden bin bir renk geçti. Tekmelenmiş kedi yavrusu gibi ürkek yere oturdu, kıvrıldı. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Babam elimden tuttu ve sessizce çıktık. Adam terk etti mahalleyi, ara ara haberini alır olduk. İçkiye başlamış dediler, delirdi diyen oldu. Bir daha onmadı.
Gerçekten seven kadından çok sevildiğini bilen kadın gitmez, gidemez. Oysa kadın severken de gider. Çok sevmişse tüm sevgisini o saf haliyle alır gider; eskitmeden, unutmadan devam eder yaşamına. Bunu bilmez erkekler. Seven erkek ise gidemez. İhaneti asla kabul edemez. Ya kendine zarar verir ya da kadına. Çok seviyorsa kendine.
İhaneti kadın kabul etti sanılır, affetti sanılır. O kadındır, anadır; yeri göğü sığdırır da gönlüne ihaneti sığdıramaz! Orada kanar durur… Sevdiği yanında olsa da yaralıdır, ayrı olsa da.